‘SAKAR TAY’ VE ‘ÜVEYİKLER GÖÇERKEN’ ÜZERİNE

Genç yaşta yitirdiğimiz Abdülkadir Bulut, yalın anlatımı, güzel imgeleri ile yöresinin dilini yapıtlarına taşıyan, güçlü bir şair. Onun, Üveyikler Göçerken (1981) ve Sakar Tay (1983) adlı iki çocuk romanı da var.

Şiirleri hakkında pek çok yazı yazılmış, irdelenip incelenmiş. Ancak Bulut’un, gerek çocuk romanları gerekse yazıları ile ilgili bir yazı ya da yorum okumadım şimdiye değin.

Bu yazıda Sakar Tay ve Üveyikler Göçerken adlı çocuk romanlarının dil ve anlatımı üzerine ortak bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Sakar Tay, olumlu olaylarla gelişip beklenmedik olumsuzlukla bitiyor. Üveyikler Göçerken ise, olumsuz başlayıp mutlu son ile noktalanıyor.

Her iki kitapta da erkek çocuk kahramanı görüyoruz. Eğitimci Abdülkadir Bulut, mükemmel, kusursuz çocuk kahramanlar ile çocuk okurlara örnek kişilik sunmaya çalışıyor. Her iki yapıtta da anne çocuk ilişkisini önemsiyor. Görevlerini eksiksiz yapan, sorumluluk duygusu gelişmiş, doğayı ve hayvanları seven çocuklar, Tahsin ve Selim.

Sakar Tay’da, “İşler yolunda giderse Tahsin, çizgili kumaştan bir elbise diktirmenin, beyaz gömlek, boyun bağı ve bir çift kundura alma”nın hayalini kurmaktadır. Üveyikler Göçerken’de ise Selim, dağlara, tepelere gitmeyi oralarda uyumayı düşler. Çünkü kimse ona “Neden bu kadar uyuyorsun?” diyemeyecektir. Bu iki çocuğun özlemi, aslında her çocuğun özlemi değil mi? Yazar, bir bakıma bütün çocukların duygularını da seslendirmiş oluyor.

Sakar Tay’da, çocuklarını başkalarına muhtaç etmemek için didinip duran anne, her gün evinin önünü süpürerek köylüye örnek davranış sergiliyor.
Bulut her iki romanda da muhtemelen Anamur çevresinde duyduğu ya da tanık olduğu olayları, kendi yorumuyla anlatırken “Kekikdağı, Alaca, Selinti, Koçaş, Asardağı, Damlarça, Delikkaya, Çirişburnu, Yalçıdağı, Suluca” gibi yöresinin coğrafya adlarını; “Topbaş Ali, Gökülü, Topkara Hüsmen, Arapların Döne, Çullu Hasan, Avcı Süleyman” gibi yöresindeki lakap ve takma adları kullanır.

Yazar, çocukluğunun geçtiği yöreyi, kır yaşamını anlatırken yöresel sözcükleri, deyimleri; çayır, burma, madımak dövülmüş diken, göbelek gibi hayvan yemi olan bitki adlarını da vermiş. Arıcılığı, yayla-sahil yolculuğu sırasındaki yaşamı ve doğayı, kuşları çocuk gözüyle pek güzel anlatmış. “Şahan, kuş göğsü yer beş sene yaşar; ama kuzgun leş yer, üç yüz sene yaşar” bilgisini ve alıcı kuşların ikişer ikişer yöreyi paylaştıklarını da okuyoruz kitaptan. Çocuklara doğa, hayvanlar böyle sevdirilebilir ancak.

“Yolunuz iziniz açık olsun.”, “Doğurana da tuzlayana da bin kere maşallah” gibi yöre dualarını; “Köylünün ağzı kese değil ki büzesin.”, “Nerde çalgı, orda kalgı”, “Bir adamın canı çıkacağına huyu çıksın” gibi yöre deyimlerini ve ‘Abov’, ‘geç akşam’, ‘ihtimal gördünüz mü?’,‘Uşak hiç ayağı kırılmış tay iyi olur mu?’ gibi yöre ağzını kusursuz bir anlatımla veriyor Bulut, romanlarında.

Yörede, ‘et-’ yardımcı eylemi ‘yap-’ yardımcı eyleminden daha çok kullanıldığından yazar, kitaptaki pek çok deyimde bu özelliği yansıtmış: ‘alnını toplar gibi etmek’, ‘boynunu oynatır gibi etmek’, ‘duraklar gibi etmek’, ‘irkilir gibi etmek’ gibi.

‘İçi geçmek’ deyimini de o, halk dilinde, ‘Bir işe yaramaz duruma gelmek’ anlamında kullanmış. “Oysa şimdi onun akranları ortaokulda okuyorlardı. Onları görünce içi geçiyordu.” gibi.

Sakar Tay yapıtından, buğday unu ve su görmemiş bal ile yapılmış tatlı hamurla kırık sarma yöntemini öğreniyor, küle patates gömerek yemenin lezzetine varıyoruz. Nazar değmesini önlemek için, üç yumurta kabuğunu ipe dizip kapıya asmayı, hayvanın boynuna gök boncuk ve dağlamalı çaltı tokası bağlamayı; “murdar hayvanın kırığı iyi olmaz”, “ayağı kırık at iyi olmaz” gibi kör inançları tanıyoruz okurken.

Arı kısmının sırrına erişilmez olduğunu, boş kovana arı konmadan önce içinin kekikle ovulduğunu, kovanın ateş yalımıyla yalazlandığını, arıların tütsü dumanından etkilenerek yaklaşmadığını, günün ikisinden sonra onun da bir oğul yapacağını, bazı oğulun hem burun oğul; hem de kılıç arı olduğunu, çocukluğunda bal üretimi yapan babasından öğrenen yazarın anlatımıyla bilgileniyoruz.

Üveyikler Göçerken yapıtında, roman kahramanı Tahsin’in üveyik yerine zarar veren kuşların yanı sıra kekliklerin öldürülmesini önermesi de çok şaşırtıcı doğrusu.

Bulut, her iki romanda da, şiirlerindeki gibi, kıvrak Türkçesi ile onların çok kolay anlayıp algılayacağı bir anlatı sunuyor çocuklara.

Çarpıcı, Çağrışımsal Betimlemeler
“Anası erkenden iki su seferini tamamlayıp en koyu gölgelere çekilen kuşlar gibi gölgeye çekiliyordu.”, “Güneş, ışıklarını yenice yüksek tepelerin üzerine çalıyordu.”, “Sıcak, otun, yaprağın, kurdun, kuşun beynine işlemeye başlamıştı.”, “Her geçen gün kat kat sevinç dolanıyordu alnına.”, “Bir limon gibi sıksan başını bir tas dolusu sevinç suyu çıkacaktı.”, “Yüzünde domuran sevinç coşkusu…”, “Sevinci gövdesine ılık bir kan gibi dağıldı.”, “Bir kelebek donuna girmişti sanki uçuyordu.”, “Dağlar uzakta çocuk olmuş boş boş oturuyorlardı.”, “Sanki yeşil bir su deniziydi.”, “İçinden üveyiklere acıyan bir ırmak akıyordu sanki.”, “Gökyüzü birden alnına kapandı.”, “Gökyüzü birden gözlerinin içine doldu.”, “Gökyüzü derin ve yıldızlı bir uçurumdu.”; “Sessizliğin içine iğne atsan geçmezdi.”, “Doğa bir sessizliğin içine oturmuştu.”, “Işık yağmuru zaman zaman kümeler halinde zaman zaman da bir ip gibi oluyordu.”, “Gecenin altı tutuşturuluyordu sanki.”, “İğne işlemez bir karanlık oturmuştu doğanın üstüne.”, “Kurşun sıksan bir parmak geçmezdi karanlığa.”, “Yüzünde acılar yuva yapmıştı.”, “Sanki her gün iğne deliğinden geçmişti onlar için yaşam.”, “On yıl öncesinin bir gecesi, gözünde doldu boşaldı.”, “İki düşünce arasında kırlangıçları andıran bir mekik gibi gidip geliyordu.”

İlginç Benzetmeler
“Evcik, boynunda altın dizili bir geline benzemişti.”, “…yeryüzünde taşıdığı sevinci bir tespih tanesi gibi sıraladı.”, “Kuzuların karnı bile çaput gibiydi.” “Daha ilk akşamdan sürme gibi uyku çekilirdi gözlerine.”

Sıralanan bu betimleme ve benzetmeler, yazarın düşünce, duygu ve düş gücünü veriyor.

Yöresel Yazım ve Dil Kusurları
Bulut’un şiirlerinde, diğer düz yazılarında pek tanık olmadığımız bazı yazım ve dil kusurlarıyla karşılaşıyoruz Sakar Tay ve Üveyikler Göçerken’de. Örneğin:

– Art arda gelen tek heceli sözcükler kitapta hep bitişik yazılmış: ‘birgün, herbir, hergün, herşey, birşey gibi…

– Tek heceli sözcükler, ardından gelen sözcüğe bitişik kullanılmış: ‘birtayı, yolayrımına, gözönü, gökboncuk’ gibi.

– Çok heceli bazı sözcüklerin de bitişik yazıldığına tanık oluyoruz. ‘yerindenbile’ gibi.

– ‘ki’ bağlacı çoğu yerde sözcüğe bitişik verilmiş: ‘yeterki’ gibi.

– ‘mi’ soru ekinin bazen eyleme bitişik, bazen ayrı yazıldığını görüyoruz: ‘olmazmıydı?’, gidermi?’, ‘kovmazlar mıydı?’ gibi.

– Yazar ‘de’ bağlacını, ‘ammada’, ‘zıplamışsada’, ‘bitmişte’, bulmakta’, ‘bulmamakta’, kaybolmakta’ örneklerindeki gibi, çoğunlukla kendisinden önceki sözcüğe, ünsüzler benzeşmesine de uydurup bitişik yazmış.

– ‘Birdenbire’ ve ‘elâlem’ gibi bitişik yazılması gereken sözcükler ise ayrı yazılmış. ‘birden bire’, ‘el alem’ gibi.

– ‘değnek’ sözcüğü ‘deynek’; ‘karartı’ sözcüğü ‘karaltı’; ‘birbirlerine’ sözcüğü, ‘biribirlerine’ olarak yerel dildeki biçimiyle verilmiş.

Eylem ve Eylemsilerde Yöresel Anlatım ve Yazım
“Annesi, yaralı bir hayvan karşısındaki ‘acınma’sına dayanamadı” ve “Tahsin’in arkadaşları, tayın o halini görünce içlerine bir ‘acınma’ duygusu çöktü.” Cümlelerinde halk şiirlerinde ve halkın konuşmasında karşılaştığımız, yazı dilinde pek tanık olmadığımız, “Başkasının hesabına üzülmek, yazıklanmak, yerinmek, eseflenmek, esef etmek, teessüf etmek” anlamındaki ‘acınma’ sözcüğünü Bulut’un romanında görüyoruz.

– ‘de-’ eyleminin -di’li geçmişinin hikâye I. çoğul kişisi, ‘demedik miydi?’ olması gerekirken ‘demedik miydik?’ biçiminde yöredeki gibi kullanılmış.

– ‘bak-’ eylemi ‘-dir’ eki ile ‘bak-dir-’ biçiminde geçişli olacakken yörenin ağzına uyularak ‘bak-it-’ eki ile ‘bakıt-’ olarak geçişli yapılmış.

– Yazar, sözünü ettiğimiz çocuk romanlarında halk konuşmasına yer verdiğinden, özne yüklem ilintisini de bulamıyoruz bazı cümlelerde. ‘Ben alnı akıtmalıya suyu ‘vurur’; seninle orda karşılaşırız.’ sıra cümlesinde, ilk cümlenin yüklemi, III. tekil kişi ‘vurur’ değil, I. tekil kişi ‘vururum’ olmalıydı.

Yukardaki saptamalar dışında yöresel olmayan iki örnek daha vermek isterim:

“/y/ yarı ünlüsü kendisinden önce gelen geniş ünlünün daralmasına neden olur. Bu durum yalnızca söyleyişte kalabildiği gibi yazıma yansıyan örnekleri de vardır” (Yazım Kılavuzu, Dil Derneği, Ankara, 2002, s: 8)

Bulut, yukarda belirtilen söyleyişteki daralmayı, bu iki çocuk romanında da kullanıyor.

avlanmayacağına > avlanmıyacağına
söyleyecekti > söyliyecekti
anlayacağın > anlıyacağın biçiminde kullanıyor.

– dilek-şart kipinin II. kişisi, yanına, ‘-e’ eki alarak emir verme anlamı verecek biçimde kullanılabilir. Kitapta, bu özellikteki ‘bak-’ eylemi ‘baksana’ biçiminde bitişik yazılmalıyken ‘bak sana’ olarak ayrı yazılmış.

Abdülkadir Bulut’un, bu iki romanında yöresinin dilini, kullanılış biçimiyle örneklendirmek istediğini düşünüyorum. Değilse yazarın, şairliğinin gölgesinde kalan düzyazılarında Türkçeyi neredeyse kusuruz kullandığına tanık oluyoruz. Yazım kusurlarının bir kısmının da dizgiden kaynaklandığı kanısındayım.

Sakar Tay ve Üveyikler Göçerken romanları, günümüz kent yaşamının boğuntusundaki çocukların dünyasına çok renkli ve farklı bir pencere açıyor. Onun, beklenmedik erken ölümünün, çocuk yazınımız için önemli bir kayıp olduğunu söylemeliyim (afrodisyas-sanat, eylül-ekim 2010, Yıl: 4, Sayı: 23, Sayfa:56-57).

Not: 08 Ağustos 2010’da Anamur’da Anamur Kültür Derneğinin Düzenlediği Abdülkadir Bulut’un 25. ölüm Yıldönümü etkinliğinde yapılan konuşma metni.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir