NEDEN OKUMUYORUZ?

Değerli Dostlar Merhaba, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Kitap dolu bir salonda bizleri buluşturan İl Halk Kütüphanesi Müdürüne çok teşekkür ederiz. Ayrıca bu toplantıya katkı veren burada uzman olarak görev yapan öğrencim Harika’ya da teşekkürler. İstatistik verilerini projeksiyonla yansıtmama yardımcı olan genç arkadaşım, çiçeği burnunda araştırma görevlisi Harika Zöhre’ye de ayrıca teşekkür ediyorum.
Konuşmama başlamadan önce söyleşimizin akışını belirtmek isterim. Benim ve eşim Ali F. Bilir konuşmasından sonra sizlerin sorularını yanıtlayacağız.
Dil Derneği’nin ve TDK’nın yayımladığı Türkçe Sözlüklerde OKUMAK sözcüğünün 1. anlamı , ‘Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak ya da aynı zamanda seslere çevirmek.’
2. anlamı: ’Bir konuyu öğrenmek için okulda, öğretmenin yanında ya da yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek’ olarak belirtiliyor.
Ne için okuruz? İlk başta öğrenmek, kendimizi geliştirmek, bilgilenmek ve bir meslek sahibi olmak için okuruz. Bir öğretim kurumunu bitirmemiz, diploma almamız; hayatımızı devam ettirebilmemiz, geçinmemiz için gereklidir okumak. Okul bitince yani ikinci anlamı olan okuma sonlanınca; okumanın ilk anlamı da biter mi ? Bitmeli mi?

Bunun yanıtını verebilmek için yaşamımızın evrelerinde okumayı özendiren-özendirmeyen ne gibi uygulamalar var onları anımsayalım dilerseniz.

Önce okullarımıza bir göz atalım:

Anaokulunda kitaplı oyuncaklar; ya da öğretmenin masal, öykü okuması ile çocuk kitapla tanışabiliyor.
İlköğrenimde kitap okuma özendiriliyor. Öğrenciler içinde kütüphaneye gidenlerin genelde ilköğretim okulu öğrencileri olduğunu da belirtmeliyim. Öğrenci ilköpretimin son sınıflarına yaklaştıkça LYS, lisede de LGS telaşına giriyor.
Lisede dil ve anlatım dersinde haftada bir saat kitap okutuluyor. Edebiyat derslerinde bazı öğretmenler ders saatlerinin bir bölümünü kitap okumaya ayırıyor.
Kısaca müfredat programını yetiştirme çabası içindeki öğretmenlerin kişisel girişimi ile kitap okunabiliyor. LGS ve YGS yarışındaki öğrenci ve öğretmenler test soru ve yanıtları arasında gidip geliyor.
Bir arkadaşımın ilköğretimde okuyan oğluna bir zaman Türkçe konusunda yardımcı olmuştum. Test sorularının bile en kısa olanını önce yanıtlamak istiyordu.

Üniversitede de bu durum pek farklı değil.

Bazı illerin valileri, ilçelerin kaymakamları, okul müdürleri özel çaba göstererek
okullarda okumaya yönelten çalışmalar, kampanyalar uyguluyorlar. Bunların başarıları hemen kendini gösteriyor.

Gelelim evlere; televizyon bütün gün ve gecelerimizin davetsiz konuğu. Uzağı yakın eden, dünyanın ve ülkemizin her yerindeki olay ve olguları bize ulaştıran bir teknoloji harikası. Ama bu sihirli aygıtın tutsağı olmalı mıyız? Çalışanlar bütün bir günün ya da bir haftanın yorgunluğunu evde televizyon izleyerek mi çıkarmalı?

İsteseniz televizyon programlarına bir göz atalım:
Ulusal kanalların bir haftalık programını inceledim. Sadece bir kanalda cumartesi ve pazar günleri birer saatlik ’Kitap Dünyası’ ve ‘kırk beş dakikalık ‘Kitap Aşkı’ programları var. Bazı televizyon kanallarında program sunucuları, söyleşiye çağırdığı konuşmacılarına kitap armağan ediyorlar. Bu çok olumlu ve güzel bir uygulama. Diğer televizyonlarda kitap okumaya yönelten, yeni yayınları tanıtan bir programa rastlayamadım ne yazık ki…
Radyo programlarına gelince; TRT’de her gün 15 dakika; salı ve perşembe günleri de 25 dakikalık okuma programları var. Tekrarı da oluyor gün içinde bunların. Aşağı yukarı haftada iki gün, 1 buçuk saat; diğer günler yarım saat okumayı özendirici radyo programı dinliyoruz.
Özel radyo istasyonlarının bazılarında da belki buna benzer kısa programlar vardır.
Son yıllarda gazeteler internetten okunduğundan çocuk ya da genç evinde gazete ile buluşamıyor ve onu okuyan ana babayı göremiyor. Gerçi artık kitaplar da e- kitap olarak okunur oldu. Ama bu konuda bir hatırlatma yapmak isterim: Geçenlerde televizyonda bir uzman, internetten okunan kitabın insanlardaki beyin gelişimini olumsuz etkilediğini söyledi. Düşünce yetisinin dumura uğradığını belirtti.
Söz gazeteden açılmışken güzel bir gelişmeyi de belirmeliyim. Gazetelerin birçoğu haftada bir gün gazeteyle beraber kitap eki vermeye başladı. Yeni yayımlanan kitapları tanıtan, bazı şair ve yazarlarla yaplan söyleşileri okuyoruz bu dergilerden.
İnsanlar günlük yaşamın içinde okumaya zaman ayırıyor mu? Ayırabiliyor mu? Ayırmak istiyor mu?
Ana babalar evde, öğretmenler okulda rol modeldir. Öğrenci, yeni yetişen birey onları örnek alacaktır. Evde okuyan ana-baba, okulda elinde kitap bulunduran, kitaplarla sınıfa giren öğretmen görürse bir çocuk, öğrenci onlara özenecektir. Okuma alışkanlığı olanlar bu alışkanlığı evde ana-babasından, abla-ağabeyinden, okulda öğretmeninden, çevrede arkadaşı ya da örnek aldığı bir tanıdığından bunu kazanmışlardır. Bu alışkanlığı olmayanlar ise; çevrelerinde böyle bir örnek bulamayanlardır.
Yıllar önce, sınıf öğretmeni olan bir arkadaşımın çocuğunun Türkçe dersine giriyordum. Çocuğunun, kitap okumasını önerdiğimde annesi, ‘artık bizden geçti, o okusun, demişti. Çok şaşırmıştım.

Öğretmenlerin çabası çok önemli. Öğrencilerin kütüphaneye üye olmalarını sağlama, kitap okumayı özendirici uygulamalar yapma öğrenciye kitap okuma alışkanlığını kazandıracaktır. Yazılı sınavlarda yüksek not alan öğrencilerime öğretmenliğim süresinde hep kitap armağan etmişimdir.

Bir konuya da açıklık getirmek istiyorum. Ders kitabı dışında kitap okumaktan, okuma

alışkanlığından, yemek, uyumak, diş fırçalamak gibi belli bir zaman ayırıp kitap okumaktan söz ediyoruz burada. Günde 24 saatin yarım saati okumaya ayrılsa ne güzel olur.

Sonuç olarak ev yaşantısı, okullar, televizyon kanalları, radyolar okumayı özendirici olmalı. O zaman inanıyorum ki gençlerimiz kendilerine, kişiliklerine uygun rol modeller bulacaklardır.

Konuşmamın başında söz ettiğim okul bitince kitap okumayı sürdürüp sürdürmeyişimiz, yukarda belirttiğim rol modellerle karşılaşıp karşılaşmayışımıza göre değişecektir.

Değerli dostlar, konuşmamın bu bölümünde yaşantımdaki okuma ediminden kısaca söz edeyim:

Öğrenciliğim

* Çocukluğumda ekmek ve gazete evimizin temel gereksinimiydi. Gazete okuyan, bize her hafta Çocuk Haftası dergisi alan bir babam vardı. Ayrıca bir bankanın yayımladığı Doğan Kardeş dergisini de okurduk. Yorgun argın eve gelen rahmetli babacığım akşamları bu dergilerden ağabeyime ve bana mutlaka bir yazı okuturdu. Kekeleyerek okursak, önceden okumadığımız bir yazıysa vay halimize. Babam bizi ödüllendirsin diye ağabeyimle okuma yarışı yapardık gündüzleri. O yıllarda yayımlanan Akbaba mizah dergisi de alınırdı. Bankalar o yıllarda cep ansiklopedisi özelliğinde bilgiler içeren kitapçıklar yayımlıyordu. Onlardan da gelirdi evimize.

* İlkokul öğrencisiyken radyodan ailece dinlediğimiz ‘Bin Bir Gece Masalları’nın çocuk ruhumda bıraktığı etkiyi, hayal gücümü nasıl geliştirdiğini anlatamam. Biz çocuklar, Kemalettin Tuğcu’nun romanlarını da radyodaki çocuk saati programlarından dinlerdik.

* Urfa Kız İlköğretmen Okulu 3. sınıfta (şimdiki 8. sınıf) Türkçe öğretmenimiz, okul kütüphanesi dışında sınıf kitaplığı kurmuştu. Hepimiz birer kitap ile kitaplığımızı zenginleştirmiştik. O yıl, elden ele dolaşan kitaplar bilgi, duygu ve düşünce dünyamıza çok şey katmıştı. Lise 1. sınıfta edebiyat dersimize giren aynı öğretmenim şubat tatilinde bir roman okuyup inceleme ödevi vermişti.

* Lise öğrencisi ağabeyim bana John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar romanını hediye etmişti. Okuyup ödevimi yapmıştım. Aynı yıl doğum günümde de ağabeyim Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal; ertesi yıl ise Turgenyev’in Babalar ve Oğullar romanını göndermişti postayla bana. O yıllarda arkadaşlar, akrabalar doğum günlerimizde, özel günlerde birbirimize kitap armağan ederdik. Arkadaşlarımızın okuduğu kitapları okumak için yarış ederdik birbirimizle, akraba çocukları ile.

* İlkokuldan sonra yatılı okudum ben. Üç çocuğunu da okutma çabası içindeki emekçi ailemin gönderdiği az bir harçlıkla yetinmek zorundaydım. Buna karşın haçlığımın çok büyük bir bölümünü kitap almaya sinema ve tiyatroya gitmeye ayırırdım. Hiçbir zaman iki ayakkabım olmadı. Çok az giysiyle yetinmesini bildim. Ama yıllar içinde gittikçe çoğalan kitaplarım olmuştu.

Okuma alışkanlığı kazanmama etkisi olan babama, ağabeyime, öğretmenlerime ve arkadaşlarıma buradan teşekkür ediyorum.

Biraz da yurt dışına göz atalım dilerseniz.

ABD’de KÜTÜPHANELERİN İŞLEYİŞİ
Çocuklarımızın doktora eğitimi sırasında birkaç kez gittiğimiz Forida’nın başkenti Tallahassee ve Teksas’ın San Antonio kentindeki gözlemlerimi de belirtmek isterim. Orada kütüphaneler, akşam saat 21.00’e değin açık. Hafta sonlarında da bazıları hizmet veriyor. Ödünç kitap verme dışında pek çok başka işlevi de var kütüphanelerin. İsteyene ücretsiz bilgisayar ve İngilizce kursu veriliyor. Burada planlanan İngilizce kurslarının bazıları, semt ilköğretim okullarında oradaki yabancılara akşamleyin veriliyor. Böylece okul binalarından öğrenci olmayanların da yararlanması sağlanıyor. Örneğin eşimle ben bu kurslara katılıp İngilizcemizi geliştirmiştik. Ayrıca kütüphanelerden CD ve DVD’leri de ödünç alabiliyorsunuz. Kütüphanede internete de bağlanıp çalışmanızı yapabiliyorsunuz. 18 aylık torunum annesiyle kütüphaneye gidiyor. Kreş gibi çocuk odaları var. Bebekler orada kitaplara dokunuyor, eline alıyor, onlarla oynuyor.
Kütüphanede çalışanlar o denli güler yüzlü ve sizinle, sorularınızla o denli ilgileniyor ki insanın oradan çıkmayası geliyor. İçeri gireni etkileyici bir donanıma sahip. Ülkenin ve dünyanın ünlü yazar ve şairlerinin portreleri, sizi karşılıyor ya da çalışırken size merhaba diyor. Bizdeki soğuk, itici binalar gibi değil. Ana babalar çocukları ile gezmeye gelir gibi giriyor kütüphaneye. Çocukların oyun mekanları var. Ana babalar da kendi araştırmalarına okumalarına gidiyor. İşleri bitince de birlikte ayrılıyorlar oradan.

Sonuç olarak ABD’de insanlar, henüz bebekken tanışıyor kitapla, bu tanışma sistemli olarak onlarla beraber gelişip okuma alışkanlığına dönüşüyor. Parkta, piknik yaparken, deniz kıyısında güneşlenirken, yolculuk sırasında uçakta, kütüphanede, kitabevlerinde sürekli okuyor. Bilginin en iyi güç olduğunun farkında hepsi.

Değerli Dinleyenler, konuyla ilintili bazı verileri de sizlerle paylaşmak isterim:
TV İZLEME, RADYO DİNLEME VE KİTAP VE DERGİ GAZETE OKUMA
(2011 ve 2012 verilerine göre)
* Türkiye’de günde ortalama 5 saat TV seyredilirken, kitap okumaya yılda sadece 6 saat ayrılıyor.
Bu demektir ki, Türk toplumunda ortalama okuma süresi bir günde 58,8 saniye.
*Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporu’nda, kitap okuma oranında Türkiye, Malezya, Libya ve Ermenistan gibi ülkelerin bulunduğu 173 ülke arasında 86. sıradadır.

TÜRKİYE’DE OKUMA VE İZLEME ORANLARI
• Kitap okuma oranı yüzde 4
• Dergi okuma oranı yüzde 4
• Gazete okuma oranı yüzde 22
• Radyo dinleme oranı yüzde 24
• Televizyon izleme oranı yüzde 95.
BAŞKA ÜLKELER VE TÜRKİYE’DE OKUMA ORANLARI
• ABD’de yüzde 12’si
• Japonya’da toplumun yüzde 14’ü
• İngiltere ve Fransa’da yüzde 21’i düzenli kitap okurken
• Türkiye’de sadece on binde bir kişi kitap okuyor.
KİM NE KADAR KİTAP OKUYOR
• Japon yılda ortalama 25
• İsviçreli 10
• Fransız 7 kitap okurken
• Türkiye’de bir kişi on yılda bir kitap okuyor.
KİTAP OKUMAK İÇİN

Türkiye’de bir kişinin ayırdığı zamanın;
• 300 katını bir Norveçli ayırıyor.
• 210 katırı bir Amerikalı ayırıyor.
• 87 katını bir İngiliz ayırıyor.
• 87 katını bir Japon ayırıyor.

• Dünya ortalaması bile bizim ayırdığımız zamandan 3 kat fazla.

KITAP SATIN ALMA

Birleşmiş Milletler araştırmasına göre kitap almaya yılda
• Norveçli 137 dolar
• Alman 122 dolar
• Belçikalı ve Avustralyalı 100 dolar
• Güney Kore ise 39 dolar ayırıyor.
• Dünya ortalamasında kitaba 1,3 dolar
• Ülkemizde ise bir kişi kitaba yılda ancak 0,45 dolar yani 45 sent ayırabiliyor.
• AB ülkelerinde yıllık kitap harcaması 500 dolarken Türkiye’de bu rakam 2 dolar düzeyinde seyrediyor.
* Kitap Türkiye’de ihtiyaç maddeleri sıralamasında 235. sırada yer alıyor.
* 70 milyonluk ülkemizde ulusal gazetelerin günlük toplam satışı 4 milyon.

KİTAP BASIMI
• 8 milyon Azerbaycan’da kitaplar ortalama 100 bin tirajla basılırken
• 75 milyona yakın Türkiye’de bu rakam ortalama 2 bin – 4 bin dolayında.
Çünkü Türkiye’de okuma alışkanlığına sahip kişilerin sayısı 70 bin dolayında.
DÜNYADA BİR YILDA DERS KİTAPLARI HARİÇ BASILAN KİTAP SAYISI
• Japonya 4 milyar 200 milyon
• Amerika 72 000
• Almanya 65 000
• Rusya 58 000
• İngiltere 48 000
• Fransa 39 000
• Brezilya 13 000
• Türkiye’de 7 bin
Sizlere çarpıcı bir bilgi daha vermek isterim:

ABD’nde Filorida’nın başkenti Tallahassee’nin 2010 sayımına göre nüfusu 181.376.

Orada Leroyn Collins Leon County Halk Kütüphanesi’nin 7 şubesi var.

Teksas Eyaleti’nin Sen Antonio kentinin 2010 sayımına göre nüfusu 1.337.407.

Bu kentteki Halk Kütüphanesi’nin 26 şubesi var. Bunların dışında pek çok özel kütüphane de bulunuyor.

MERSİN’DE

Nüfusu 1 milyon civarındaki Mersin’imizde 1 kütüphane,

1000 kahvehane var.
TÜRKİYE’DE
Türkiye’de kahvehane sayısı 600.000
Türkiye’de kütüphane sayısı 1434.
Konuşmamın sonuna okumanın önemini belirten birkaç özlü sözü de eklemek istiyorum:

Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatleri güzel saatlerle değiştirmektir
Montesquieu

Okuma ihtiyacı barut gibidir, bir kere tutuşunca artık sönmez.
Victor Hugo

Okuma zevkini kazanmayanın öğrenimi yarıda kalmıştır.
P Peacut

” Kitaplıklar demokrasinin kaleleridir” diyor.
Bir Fin atasözü

“Gençlerini kitapla beslemeyen toplumların sonu acıdır.”
Ovidius

Sonuç olarak yukardaki veriler bizleri umutsuz kılmamalı. Bilginin yolu okumaktan geçer. Çevremizde okumamızı engelleyici pek çok engel bulunsa da; okumalıyız, okumalıyız, okumalıyız. Saygılarımla.

Not: 2013 Kütüphaneler Haftası nedeniyle Mersin İl Halk Kütüphanesindeki konuşmam.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir