KÖY ENSTİTÜLERİ

Değerli Dostlar, sizleri saygıyla selamlıyorum.*

Konuşmama ilginç rastlantıya dikkatinizi çekerek başlamak istiyorum. Köy Enstitülerinin açılması için çaba gösteren, bunların düzenli işleyişinde emeği geçen değerli, önemli Milli Eğitim Bakanımız Hasan Ali Yücel’in kızı Canan Yücel Eronat, köy enstitülerinin kuruluş yıldönümüne yakın bir tarihte aramızdan ayrıldı ve 16 Nisan 2013 tarihinde de toprağa verildi. Kendisini saygıyla anıyor; ışıklar içinde yatmasını diliyoruz.

Dostlar, köy enstitülerinin açıldığı yerleri anımsayalım. Anadolu’muzun kuş uçmaz kervan geçmez yöreleriydi. Oralarda okutulan çocuklar kimlerdi? Yoksul halkın çocukları. Bu okullara gitmeseler ne olurdu, okuyamayacaklardı.

Köy Enstitüleri, o zamanlar okuryazar oranı yüzde ondan az olan ülkemizde, yoksul köy çocuklarını eğitmek, toplumun bilgi düzeyini yükseltmek ereğiyle açılmıştı. Burada, dengeli beslenen gençler, yaparak yaşayarak öğrenim görüyor; mezun olunca da genellikle kendi köylerinde görev yapmaya gidiyordu. İçinden çıktığı köy yaşamını, sorunlarını çok iyi bilen yurtsever, ulusalcı genç öğretmenler, köy enstitüsünde öğrendiklerini köy halkına ve öğrencilerine öğretmeye başlamıştı.

Tabandan başlayan okuma yazma seferberliği meyvesini veriyordu. Halkın çocuğu okuma yazma öğreniyordu artık, bilinçleniyordu, birey oluyordu. Bırakmadılar! Anadolu’daki feodal düzen, aşiret sistemi buna izin veremezdi. Okuyan, düşünen, sorgulayan çağdaş bir kuşak yetişecekti… Anadolu aydınlanacaktı…

Köy enstitülerinin, açılışından kapatılışına değin kısa sürede ülkemizdeki olumlu etkisini düşündüğümüzde döneme uygun çağdaş değişimler yapılarak bu kurumların devamlılığı sağlanabilseydi; köyün ve köylünün gereksinimlerine yanıt veren, okuyan, bilimsel doğruları benimseyen, sorgulayan, güzel sanatlarla ilgilenen öğretmenlerimizin ışıklı öğretisiyle sorunları çözümlenmiş, mutlu bir halk var edilebilirdi. Buna koşut olarak üretim ilişkileri de değişecekti kuşkusuz. Nazım Hikmet’in deyişiyle ‘insanın insana kulluğu’ yok edilecekti. Tabandan, köyden, kırsaldan kalkınma başlayacaktı. Atilla İlhan’ın deyimiyle ‘dip dalgası’ olacaktı. Okuma yazma sorunu kalmazdı. Toprak ağalığından, aşiret sisteminden, töre, berdel, kan davası ve nüfus planlamasından; 3 yetmez 5 çocuktan söz etmeyecektik…

Bu okulların başarısını gördükleri için tutucu, çıkar çevreleri hemen harekete geçti. Karalama kampanyası başladı. Sistem ve toprak ağaları kazandı…

Peki, köy enstitüleri kapatılınca neler oldu?

Köy enstitülerini kapattıran zihniyet, 12 Eylül Askeri Darbesi’nden sonra, Kur’an kursu adıyla kendi amaçları doğrultusunda bu projeyi kullanmaya başladı. Anadolu’nun kıyı köşesinde, uzak köylerinde gözlerden ırak yerlerde mantar gibi çoğalan pansiyonlu Kur’an kursu açtı. Anadolu aydınlanmasını engellemek için plan uygulamaya konmuştu.

Köylerde ilkokulu bitiren halk çocukları ortaokul öğrenimi için ilçelere geliyor; ama pansiyon bulamadığından gündüz okula gidiyor; gece bu Kur’an kurslarında barınmak zorunda bırakılıyordu. En kıymetli varlığını, yavrusunu okutmak isteyen ana babalar güvenilir başka bir yuva bulamayınca buralara yönelmekteydiler. Kendilerini de ‘Canım hem dinini öğensin; hem okusun,’ diye avutuyorlardı. Zamanla buralarda çocuklara yaptırımlar başladı. Kızları başını örtmeye ve tüm çocukları geceleri dini eğitime zorladılar. Bunlara karşı çıkanları pansiyondan kapı dışarı ediyorlardı. O zaman ana babalar, yoksul bütçelerine güvenemedikleri için ‘Köprüden geçene kadar’ dediler.

Bu arada sözde sosyal devlet, açtığı ortaokul, lise, mesleki ve teknik liselere yurt yaptırmadı. Geleceğimiz, pırıl pırıl çocuklarımız, yukarda anlattığım okullarda okurken ve Kur’an kurslarında barınırken evrildi, çevrildi. Yıllar içinde köprüden geçmeden orada kalmaya başladı. Karşı devrim yapıldı. Dinci ve kinci nesiller yetişti.

Son yıllarda uygulanan taşımalı eğitimle köylerimizdeki bayrağımızın dalgalandığı tek devlet kurumu olan okullarımızın kapısına kilit vurularak köylümüz kaderi ile baş başa bırakıldı. Köylerimizde ulusal bayramlarımız bile unutturulmaya çalışılıyor.

Ama tüm bunlara karşın umudumuzu diri tutmalıyız. Atatürk, en olumsuz koşullarda halka güvenerek, onların desteğiyle emperyalizmle mücadele etmiş, ulusunu yok olmaktan kurtardığı gibi, başka uluslara da örnek, öncü olan savaşımı vermişti. Biz o ruhun torunlarıyız. Bir eğitimci olarak hiçbir zaman ülkemizin gidişinden umutsuzluğa kapılmayalım. İnanıyorum ki Türk gençliği ülkesi, ulusu için en iyiyi, en güzeli var edecektir.

Not: 21 Nisan 2013 Nisan Osmaniye Düziçi’nde Köy enstitüleri etkinliğindeki konuşmam.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir