Download!Download Point responsive WP Theme for FREE!

İKİ ÜLKE, İKİ BAKIŞ

l önce Florida’nın başkenti Tallahassee’de doktora öğrenimi yapan çocuklarımızın yanındayken, kentin kütüphanelerinden birine gitmiştik.

Üç katlı, büyük, görkemli bir binadan içeri girdik. Geniş, yüksek tavanlı salondaki fotograf ve onu tanımlayan bilgiden bu kütüphanenin, 51 yaşında ölen bir kadının ailesi tarafından onun anısına yaptırılıp bağışladığını öğrendik.

Giriş katında çocuk bölümü, DVD, video kaseti rafları, bilgisayar odaları yer almaktaydı. Çocuklarını kütüphaneye getirenler, onları küçücük yaşlarında bu ortamdaki oyun alanı içinde kitaplar ya da kitap şeklindeki oyuncaklarla buluşturuyordu.

Buraya üye olanların, DVD ya da video kasetlerinden altı tanesini bir haftalığına evlerine götürebildiğini; isteyenlerin, bu kattaki bilgisayar odalarında bilgisayar kursuna katılabildiğini, internete bağlanabildiğini, üstelik tüm bu hizmetler için hiç ücret ödenmediğini kızımdan duyunca çok şaşırmıştım. Burada dil kursları da veriliyordu. Amerikalılar dillerini, kültürlerini isteyene bedava öğretiyordu. Binada engellilerin rahatlıkla kullanabileceği genişlik ve donanımda asansör vardı. Ayrıca basamakları arasından ışıklandırılan yuvarlak bir merdivenle üst katlara rahatça çıkılıyordu. İkinci katta, ödünç kitap verilen; üçüncü katta ise çalışanların odaları ile İngilizce kursu için sınıflar yer alıyordu. Bu kurs konusunu biraz açmak istiyorum: İngilizce kursuna katılmak isteyenler kütüphaneye başvuruyor. İki ayda bir, kütüphanenin üçüncü katında düzey belirleme sınavı yapılıyor. Kursiyerler, bu sonuca göre sınıflara ayrılıyor. Böylece yeni kurs dönemi başlıyormuş. Her sınıf için görevlendirilen iki öğretmenin, kentin değişik semtlerindeki okullarda, akşamları İngilizce kursu verdiğini; böylece ABD’de okulların bir başka işlevinin olduğunu da öğrenmiştim. Bu kurslara eşim Ali F. Bilir ile ben de katılmıştık.

***
Oradayken kızımın kılavuzluğunda bir gün Florida State Üniversitesi kütüphanesine de gitmiştik. Çok katlı, büyük bir binaydı burası da. Kütüphanede açık raf sistemi uygulanıyordu. İçerdeki büyük salonlarda kütüphanenin planı yer alıyordu. Okuyucu, oradan aradığı kitabın yerini ve numarasını öğrendikten sonra onu bulunduğu bölümdeki raflardan kendisi bulabiliyordu. Bulamazsa görevliden yardım isteniyormuş.

Raflarda Türk yazarların kitaplarını görmek beni çok heyecanlandırmış ve gururlandırmıştı. Kütüphanede her kitaptan, birkaç tane bulunuyormuş, kitaba ulaşmayı kolaylaştıran ne güzel bir uygulama… Sistemde var olan; ancak o üniversitenin kütüphanesinde bulunmayan kitap, istendiğinde üniversitenin diğer kentlerdeki ya da ülkelerdeki birimlerinden kısa zamanda getirtiliyor ve okuyucuya iletiliyormuş.

***
Aynı yıl Defne’nin öğrenimiyle ilgili araştırması sırasında, onunla Teksas’ın Austin kentindeki Harry Ransom Center’a gitmiştik; kızımın buradaki çalışmasına birkaç gün ben de eşlik etmiştim. Burası, sanatkâr ve artistlerin belge ve arşivlerinin bağışlanarak oluşturulduğu büyük bir kütüphane ve araştırma merkeziymiş.

Kızım, oraya gitmeden önce kütüphane yönetimine başka bir eyaletten geleceğini; çalışacağı kişiye ilişkin yapıtların listesini bildirmiş; bunların, kendisi kütüphaneye geldiğinde hazır olmasını istemişti.

Austin’e gidince üç katlı binanın girişinde kimliklerimizi gösterdikten sonra bu kütüphanenin işleyişini anlatan kısa bir film izlemiştik. Dil bilmediğim halde anlatılanların hepsini anlamıştım. Sonra tüm özel eşyalarımızı –cep telefonumuzu bile- koyacağımız bir dolap anahtarı verilmişti bize. Yanımızdakilerin tümünü oraya kilitledikten sonra bir salona girmiştik.

Bu bölümde, bu eyalette 1850’lere değin giyilen kadın ve erkek kostümlerini sergileyen mankenleri, bu giysilerin kumaşları hakkında bilgileri, bunların dikiş patronları ve biçki paftalarını sergilemişlerdi. Buradaki giysilerin 1950 yılına değin giyildiğini gösteren filmlerden fotograf karelerini de görmüştük.

Hem burada; hem de esas çalışma salonunda çoğu Amerikalı dünyaca ünlü yazar ve sanat insanlarının büstleri, onları tanıtan kısa bilgilerle birlikte bizi karşılayınca çok etkilenmiştim.

Ardından, yüksek tavanlı, çok ferah bir çalışma salonuna girmiştik. Pencerelerden ışık gelmesine karşın, burası pek çok lamba ile aydınlatılıyordu. Geniş, uzun masalarda çok sayıda insan çalışıyordu. Salonda çıt yoktu.

Güler yüzlü görevliye kütüphane giriş kartımızı uzatınca kızım için hazırlanan kitap ve belgelerin hazır olduğu söylenmiş; ona ayrılan masa gösterilmişti. Defne, ‘David Douglas Duncan’ adlı 1946-56 yıllarında Life dergisinin Ortadoğu foto muhabirliğini yapmış bir fotograf sanatçısının çalışmalarını araştırdığından bize negatifler çizilmesin diye eldiven ve büyüteç; notlarımızı alalım diye kurşunkalem ve silgi; kalın kitaplar açıldığında cilt ve kitap örselenmesin diye küçük kadife yastık ve kadife kitap ayracı verilmişti.

Araştırma yapılacak kitapların önce biri teslim edilmişti. Onu götürünce diğerini almıştı kızım ve sonra diğerini… Çalışırken dalgınlıkla kalem, kitaba ya da negatiflere biraz yakın tutulacak olursa; görevli tarafından hemen uyarılıyorduk.

Fotografların negatifleri ve belgeler özel kılıflar içinde gelmişti bize. Ben fotografları incelemiştim; Defne de kitapları. Fotokopi yapılacakları sayfa aralarına bize verilen mavi şeritleri koyarak işaretlemiştik, ardından kızım bunları fotokopi istek formuna yazmış; görevliye teslim etmişti. Kütüphane yetkilileri bunların fotokopisini PDF olarak bir CD’de bir ay sonra kızımın adresine göndermişti.

***
Bu iki eyalet ve üç kütüphanede de çok aydınlık, ışıklı, insanın içini açan, çalışma isteğini artıran hizmet sunulduğunu gözledim. Görevini çok iyi yapan güler yüzlü, işinin uzmanları okuru karşılıyor. Oradan çıkasınız gelmiyordu.

Bu ülkede kütüphaneler saat 21.00’e, bazıları 22.00’ye değin açıktı. Hafta sonları da kentteki kütüphanelerde nöbet sistemi uygulanıyordu.

Küçücük çocuklar kütüphaneye götürülüyor kütüphaneyle, kitapla tanıştırılıyordu. Torunum orada bir buçuk yaşında kütüphaneye başladı. Ailelerin götürdüğü bebek ve çocuklara psikolog ve eğitmenler hizmet sunuyordu. Kütüphanedeki tüm kurs ve hizmetlerden ücret alınmaması da, oradaki kültür ve sanata verilen değerin bir göstergesiydi bana göre.

Ülkemizle karşılaştırma olanağı sunan yararlı ve düşündürücü başka bilgilere de ulaştım: Örneğin, Florida’nın başkenti Tallahassee’nin 2010 sayımına göre nüfusu 181.376. Oradaki Leroyn Collins Leon County Halk Kütüphanesi’nin kentte 7 şubesi var. Ocak 2013 verilerine göre nüfusu 838.112 olan Teksas’ın başkenti Austin’de 23 kütüphane var.

Nüfusu 1 milyon civarındaki Mersin’imizde bir tanecik kütüphane bulunmasına ne demeli… (İçel Sanat Kulübü, Nisan-Mayıs 2013, Sayı: 197, s: 40)

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir