GÜLNAR’IN BELDE VE KÖYLERİNE AD VERİLİŞ ÖYKÜLERİ

F. Saadet Bilir

Yazının başından beldelerin sonuna değin bilgiler: Gerçemek, Şubat  2009, Yıl: 3, Sayı: 13

Ardıçpınarı ve Emirhacı arasındaki köyler: Gerçemek, Mart 2009, Yıl: 3, Sayı: 14

Gezende ve Yassıbağ köyleri arasındaki köyler:Gerçemek, Mayıs 2009, Yıl: 3, Sayı: 15

Türk halkı konaklayıp yurt edindiği, yerleştiği yerlere, çevresindeki varlıkların ve insanların özelliklerinden yola çıkarak ad vermiştir. Doğan Aksan’[1]ın. “Anadolu Köy Adlarında Adlandırma Yolları”  başlıklı yazısındaki sınıflandırmayı örnek alıp Gülnar’ın belde ve köy adlarını değerlendirdiğimizde aşağıdaki tablo ile karşılaşıyoruz:

A. Çevreyle İlgili Adlar

1. Çevrenin coğrafi özellikleri ve jeolojik yapısı, bitki örtüsü ile ilgili adlar: Ardıçpınarı, Kavakoluğu, Çukurasma

2. Çevrenin coğrafi özellikleri ve jeolojik yapısı ile ilgili adlar: Kayrak, Tepe (Lapa), Delikkaya

3. Çevredeki renkler ve bitki örtüsü ile ilgili adlar: Akova, Bozağaç

4. Çevrenin genel nitelikleri ile ilgili adlar: Delikkaya, Ilısu, Ulupınar, Üçoluk, Yarmasu, Hortu

5. Çevredeki bitki örtüsü ile ilgili adlar: Korucuk, Yassıbağ, Örtülü

6. Çevredeki hayvanlar ve yapılar ile ilgili adlar: Arıkuyusu

7. Çevredeki hayvanlar ile ilgili adlar: Kurbağa

8. Çevrenin coğrafi özellikleri ve yapılar ile ilgili adlar: Örenpınar, Taşoluk, Çukurkonak

9. Orta Asya’daki yerleşim Yerleri ve devletler ile ilgili adlar: Göktürk, Konur

B. Bireylerle ilgili adlar

1. Kişilerin vücudunun bir organı ya da bölümü ile ilgili adlar: Tırnak

2. Kişilerin vücudunun bir organı, bölümü veya mesleğiyle ilgili adlar: Köseçobanlı

3. Kişi adları, unvanlar ile ilgili adlar: İshaklar, Büyükeceli (Adını kadın yönetici unvanından alan tek yerleşim)

4. Dinle ilgili adlar: Dayıcık Kalfa Mahallesi, Halifeler, Dedeler, Zeyne.

5. Kişi adları ve dinle ilgili adlar: Mollaömerli, Şeyhömer

6. Din ve unvanla ilgili adlar: Emirhacı

7. Mesleklerle ve akrabalık adları ile ilgili adlar: Çavuşlar, Dayıcık

8. Osmanlı devlet ve saray örgütünün izleri olan adlar: Sipahili

9. Aşiret, Cemaat, Oymaklarla ilgili adlar: Beydili, Koçaşlı, Kuskan, Yanışlı

Bereket, Bolyaran, Gezende, Tozkovan köyü adları ise; bu sınıflandırmaya uymayan yerleşimlerdir.

Halkın kendi yerleşimine bu adları veriş öyküsünü ya da söylencesini, onların ağzından derlediğim,  ad veriliş öyküsüne ulaşamadığım Akova, Beydili, Bolyaran, Çukurasma, Göktürk, Ilısu (Avurga), Kayrak, Koçaşlı, Üçoluk, Yarmasu, Yeniceköy dışındaki- bilgileri, Gerçemek okuru ile paylaşmak istedim.

BELDELER

Büyükeceli (Ovacık)

Hayvanların yün ve kıllarından yapılan keçenin en büyüğü ve en iyisi yapıldığından buraya Büyükkeçeli adı verilmiş. Bu ad zamanla değişmiş ve Büyükeceli olmuş.

Başka bir söylentiye göre bir aşiret reisinin çevrede çok sevilen ana gibi verici, yardımsever bir eşi varmış. Halk ona Büyükece dermiş. Ece kraliçe anlamında olduğundan büyük kraliçe demek istiyorlarmış. Köy adını buradan almış.

Ayrıca Koçaşlı Köyü’nde doğup Büyükeceli sınırları içinde denize dökülen çağlayandan ve Çağlayık Deresi’nden dolayı halk, buraya Çağlayık da demektedir.

Köseçobanlı

Söylentiye göre tahminen 275 yıl önce sakalsız bir göçebe çoban, buraya gelip yerleşmiş. Kendisine, ‘Köse Çoban’ dendiği için bu yerleşimin adı Köseçobanlı kalmış.

Başka bir söylentiye göre köydeki çobanların en ustası, beceriklisi, dürüstüymüş. Köyde huzursuzluk yapanlara sakal ve bıyıklarını dipten kesme cezası verdiği için buraya Köseçobanlı denmiş.

Yine bir başka söylentiye göre de burası Anamur beylerinin koyun sürülerinin otlağıyken Arabistan’dan kaçan üç kardeş gelmiş. Biri Anamur beylerinin çobanı olmuş. Diğeri Isparta tarafına, üçüncüsü de Silifke’ye gitmiş. Buradaki çoban tüysüz olduğundan buraya Köseçobanlı denmiş.

Bir söylentiye göre de Silifke Demirciler Köyü ve Anamur’dan gelen çobanlar yazın burada sürülerini otlatırlarmış. Zamanla Anamurlu çoban artık gelmez olmuş. Diğerleri de bu bölgeye tamamen yerleşmiş. Silifkeli çoban, Anamurlu çobana bir keçi satmış. Anamurlu çoban bu keçiyi Köseçobanlı diye çağırırmış. Bundan dolayı buraya Köseçobanlı denmiş.

Şu veya bu şekilde buraya gelenler, daha önce burada yaşayanlarla kaynaşmışlar. İklim farklılıklarından kaynaklanan uyumsuzluk nedeniyle yöredeki insanların çoğunun seyrek sakallı ya da sakalsız oluşu Köseçobanlı adının da kaynağı olmuştur.

 

Köseçobanlı Miskale Mahallesi

Miskale adı, şimdi de mahallede bulunan tek çeşmeden gelmekte. Anlatıldığına göre Misis adlı bir yabancı bu çeşmeyi yaptırmış. İlk zamanlar Misis Çeşmesi denmiş. Çeşmenin görünüşü de kaleye benziyor zaten. Zamanla Miskale’ye dönüşerek mahallenin adı olmuş.

 

Kuskan

Büyük Selçuklu Devleti zamanında, İçel-Tarsus’un kuzeydoğusunda Kuskun-Kusun Beyliği bulunduğu, saldırıya uğradığı için parçalandığı, burada yaşayanların çevreye dağıldıkları, bir kısmının da Kuskan’ın 5 km. doğusunda şimdiki türbenin bulunduğu Boççaağaç Mevkii’ne geldikleri söylenmektedir. Kuskun’un zamanla Kuskan olduğu anlatılmaktadır.

Bir başka anlatıma göre bir Oğuz boyu kendilerine yerleşecek yurt ararken burayı beğenip yerleşmiş. Adı Oğuzkan, Kuzkan, Kuskan olarak değişmiştir. Beldede Oğuz soyadının bulunması da buna bağlanmaktadır.

KÖYLER

 

Ardıçpınarı (İlibas)

Söylentiye göre 1200 yıllarında Yordamsız Hüseyin Ağa adında bir çoban, sürüsü ile buraya gelmiş ve yerleşmiştir. Kendisi ve üç çocuğu Romalılardan kalma oymalarda ve inlerde barınmış. Sonraları Kıbrıs Rumları buralara akın edip yerleşmiş, demircilik, yapıcılık, dokumacılık gibi el zanaatları ile yaşamlarını sürdürmüşler. O yıllarda burada yapılan dokumacılık çevreye ün salmış. Bu nedenle halk buraya giysi anlamına gelen Libas (İlibas) diyor. Köyün arazisinin üst kısmında şimdi izi kalmayan dokuma atölyelerinden de söz ediliyor.

Arıkuyusu

Gülnar-Sütlüce (Zeyne) karayolu üzerinde bir kuyu bulunmaktaymış. Yolcular su gereksinimi için bu kuyudan yararlanırmış. Bu kuyunun çevresinde çok sayıda arı bulunduğundan oraya arı kuyusu deniyormuş. Kuyuya en yakın yerleşim olduğundan zamanla bu köyün adı da Arıkuyusu olmuş.

 

Bereket

Söylentiye göre Karamanoğlu Paşası, Anamur Kalesi’ni almak için sefere çıktığında Mut üzerinden gelirken önce Kuskan’a uğrar. Bozcaağaç Mevkii’ndeki ermiş, hem atları; hem askerleri doyurur. Sonra buraya gelir. Köyde askerler de hayvanlar da doyasıya yerler. Yiyecekler hiç bitmez, geriye daha da kalmıştır.

Bir gün köye bir konuk gelir. Konuk köy odasında ağırlanacaktır. Yemek sinisini getiren kişinin ayağı kayar; diz üstü düşer ama sini devrilmez, yemekler dökülmez. Konuk da “Ne bereketli imiş, dökülmedi,” der. Belli ki askerleri doyurma olayını da duymuştur bu konuk. Köyün adı bundan dolayı Bereket olmuştur.

 

Bozağaç

Çok önceleri başka yerlerden gelen aşiretler buralarda hayvan otlatırlarmış. Eskiden köyün arazisi şimdiki köyün doğusunda bulunan Tırnak Köyü’ne bağlıymış. Orada ağalar yaşıyormuş. Bunlardan bazıları hayvan otlatmak için ağadan yurt istemiş. Ağa da Çöteler- Bedire denilen yeri göstermiş. Burası sarp bir yer olduğundan yağışlı havalarda develerin ayağı kayıp uçuruma düşüyor ve ölüyormuş. Ağadan başka bir yer istemişler. Bu kez ağa onlara, şimdiki köyün bulunduğu yerdeki boz armut ağacının çevresine gitmelerini söylemiş. Bu boz ağaçtan dolayı köyün adı Bozağaç olmuş.

 

Çavuşlar

Bazı mezar taşlarından ve anlatılanlardan öğrendiğimize göre, 1689-1700 yılları arasında Ömer Çavuş adında bir yörük beyi buraları kışlak olarak kullanmış. Halk ona Kabuklu Çavuş dermiş. Köyün adının bu çavuştan geldiği düşünülmekte.

 

Çukurkonak (Uluhtu)

Göçebeler yerleşmek için uygun bir yer bulunmasını kararlaştırırlar. Bu yeri bulmak için de Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye göçü sırasında uygulanan yönteme başvurulur. Köyün güneyinde Döşeme Mevkii’nden deve serbest bırakılmış, nereye gideceği izlenmiş. Deve, şimdiki köyün bulunduğu eski caminin yerine çökmüş. Deveyi izleyenler, Ulu Ihtı (çöktü) demişler ve buraya yerleşmeye karar vermişler. Köyün adına da Ulu Ihtı demişler. Bu, sonraları Uluhtu olmuş.

Başka bir söylentiye göre uzaktan gelen bir ulu kişinin kervanı bugünkü köy merkezine ulaşınca deve yere çökmüş. Bunu görenler, Ulu Ihtı demişler, zamanla Uluhtu olmuş.

Dayıcık

Çevresi dağlarla çevrili yer anlamında “dağ-cık’ tan dolayı bu adın verildiği söyleniyor köye.

Bir zaman sonra Eski Dayıcık’ta veba salgını başlamış. Köyün sayılan bir yaşlısı, köyün yeri değiştirilirse bu hastalıktan kurtulabileceklerini söyleyince şimdiki yerleşime göç etmişler. Köylüler, “Dayıcığım zor günde bizi bırakıp nereye gidersin?” demişler ve ardından onlar da buraya gelmiş. Köpekkoyağı Mevkii’nde yaşayanlar da bütünüyle buraya göçüp yerleşmiş ve o zamandan beri köyün adı Dayıcık olmuş.

Çok eskiden anlatılan bir söylenceye göre de, dayısıyla birlikte yaşayan bir kızı ayı kaçırmış. Kız, “Dayıcığım, kurtar beni” diye bağırmış, ağlamış. Bundan dolayı da köyün adına Dayıcık denmiş.

Başka bir söylentiye göre, köy halkı farklı yerlerden göç ederek buraya gelip yerleşmiş. Kimseyi tanımadıklarından birbirlerine, “Dayıcığım” dedikleri için köyün adı Dayıcık olmuş.

Demirözü (Hortu) Köyü yakınlarında Paşa oturağı Mevkii’nde bir zamanlar bir Osmanlı Paşası görev yapmaktaymış. Eski Dayıcık’ta suç işleyen bir genç, paşa tarafından cezalandırılacağı zaman genç dayısına “Kurtar beni dayıcım,” diye haber gönderdiği için köyün adı Dayıcık olmuş.

 

Dayıcık Kalfa Mahallesi

Söylentiye göre Ahmet Fakı Hafız adında birisi bu mahalledeki medresede hocalık yaparmış. Bir gün medreseye başka yerden okumak için gelen iki kardeşten biri hastalanmış. Hoca çocuğun ailesine; “Oğlunuz hasta kefenini alın, çabuk gelin,” diye haber salmış. Haberci dönmeden hasta çocuğun kardeşi de ölmüş. Bunlar hocanın yetişkin talebeleri olduğundan onlara ‘kalfa’ deniyormuş. İki kardeş de olanaklar elvermediği için, kendi köylerine gönderilmeyip orada caminin avlusuna gömülmüş. Bu nedenle yerleşime ‘Kalfa’ veya ‘Kalfalar’(iki kişi oldukları için) denmiş.

Dedeler

Söylenceye göre, ava gelenlerden biri buradaki harabelerde bir bebek bulmuş. Kıbrıs’ta ekonomik durumu oldukça iyi, çocuğu olmayan bir aile varmış. Onlardan para almayı düşünerek bebeği bu aileye götürmüş.13-14 yıl sonra gerçekler ortaya çıkmış. Çocuk doğduğu yere dönmek istediğini söyleyip kendisini büyüten aileden izin istemiş. Babası, “Denizi de geçecek hali yok ya,” diyerek izin vermiş. Kıbrıs kıyılarında çocuk kanatlanmış ve Silifke’nin yakınındaki Çokyol mezarlığına konmuş. Bu sırada Gilindire Jandarma Karakolu görevlileri ile Silifke Akdere Jandarma Karakolu görevlileri Çavuşlar Köyü’ndeki Küre Medresesi yakınında evrak değişimi yapacaklarmış. Ona Küre Medresesi’nin yerini sormuşlar. O da medreseyi gösterdikten sonra, Araca Mahallesi’nin doğusunda bulunan bu kayalıklara doğru uçmuş. Jandarmalar medresede onun uçtuğunu söylemişler. Çocuğu kayalıklarda Kur’an okurken bulmuşlar ve medreseye getirmişler. O, Küre müftüsünün tek kızı ile evlenmiş, dört çocuğu olmuş. Hacı Mahmutlu, Hacı Ramadan, Deli Ali ve Hanifi. Arap Dede olarak bilinen bu kişinin gerçek adının Mustafa olduğu sanılmakta. Yazın kayalıklardaki hücrelerde yaşar, kışın da Anamur yaylasına göçerlermiş. Arap Dede’den dolayı köyün adı Dedeler olmuş.

 

Delikkaya

Prof. Levent Zoroğlu’nun yorumuna göre köy, 5000 yıllık antik bir kervan yolu üzerinde kurulmuş. İç Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan bu yol, köyün üst kısmında delik bir kaya içinden geçmektedir. Önceleri çok küçük bir delik varmış burada. Yüklü develer buradan geçemediklerinden buraya gelince yük indirilir, hayvanlar geçirilir, tekrar develere yüklenirmiş, zamanla biraz daha genişletilmiş. Köy, o zamandan kalan bu delik kayadan alıyor adını.

Demirözü (Hortu)

Köy, önceleri Anamur, Mut-Karaman arasında gidilip gelinen kervan yolu üzerinde kurulmuş olduğundan; ortada duralım dermiş köylüler. Orta adı sonraları Hortu olmuş.

 

Emirhacı

1800-1825 yılları arasında şimdiki Beydili Köyü’nün güneydoğusundaki ormanlık mezrada İncircik ya da Sazaklı Mevkii dere kenarındaki otlaklara ve Susuz’a Terzililer ve Kocalar Sülalesi gelip yerleşmişler. O zaman buralar Delikkaya Köyü sınırları içindeymiş. Terzili Sülalesi’nden Emir adlı birisi hac dönüşü sulak bir yer olduğu için Bağcağız’ı yurt tutmuş. Bu nedenle köyün adı Emirhacı olmuş.

 

Gezende

Söylentiye göre Karamanlılar, II. Alaaddin Keykubat zamanında,  Ermenek çevresine yerleşmişler. İslam Bey altı muhafızı ile çevreyi dolaşmaya çıkmış. Şimdiki köyün bulunduğu mevkiden geçerken adamlarından biri orada kalmış. İslam Bey bir kişinin eksik olduğunu fark edip sorduğunda “O zaten deliydi, oradaki suyun başında kaldı,’’ demişler. İslam Bey, “ O bizimle gezen deliyi getirin!’’ diye emir vermiş. Muhafızlar arkadaşlarını bulup götürmüşler. Böylece köyün adı Gezendeli, sonraları da Gezende olarak kalmış.

Bir söylentiye göre, şimdi Gezende baraj sahasında kalan, Anadolu Selçuklu Devleti zamanında yaptırılan Gezende Köprüsü’nden adını alıyor köy.

Bir başka söylentiye göre de, Göksu Irmağı üzerine bir usta ile çırağı birer köprü yapmışlar. Usta çevresindekilere “Bir köprü yaptım ki gezmeli,” demiş. Çırak, “Ben de bir köprü yaptım ki görmeli,” deyince usta, “Nasıl olur, biz köprüyü beraber yapmadık mı? diye sormuş. Çırak, “Hayır, benim köprüm ayrı, geceleri çalışarak yaptım,” diye yanıtlamış. Birlikte çırağın köprüsünü görmeye gitmişler. Usta köprüyü çok beğenmiş, çırağını kıskanarak Göksu Irmağı’na kendisini atmış. Köyün adının da bu köprüden geldiği sanılıyor. Gezmeli ustanın, Görmeli çırağın köprüsünün adı.

Diğer bir söylentiye göre de usta çırağın köprüsünün çok güzel olduğunu görünce, çırağını kıskanmış. Ona aşağıda bir yerde kusur olduğunu söylemiş. “Ben seni ip ile aşağıya sarkıtayım, sen de bu hatayı düzelt,” demiş. Çırak aşağı inince de ipi bırakıvermiş, ondan öcünü almış

Halifeler

Şimdiki Medrese Mahallesi’ne medrese açılınca çevreden pek çok öğrencinin burada okuduğu söyleniyor. Burada oturanların çoğu kendilerinin şeyh olduğunu savunduğu için onlara halife, köye de Halifeler denmiş.

 

Işıklı (Tozkovan)

Bir söylentiye göre Beydili, Delikkaya, Tırnak yakınlarında yaşarlarken kız kaçırma nedeniyle iki aşiretin arası açılır. Kızı kaçırılanlar, diğerine gece baskın düzenleyerek intikam alacaktır. Bunu öğrenen aşiret, hemen obasını terk eder. Şimdiki Tozkovan Köyü çevresine gelir, yerleşir. Aradan uzun zaman geçer. Diğerleri onların yerlerini öğrenir, intikam için yola çıkarlar. Tehlikeyi haber alan aşiret, obadaki aksakallı bilgeye, ne yapacaklarını sorar. O da herkesin iki avucuna ince, beyaz toprak almasını, elleri arkada üstlerine gelecek olan atlıların önünde beklemesini söyler. Bilgenin işareti üzerine herkes bir atlının gözüne, yüzüne ellerindeki toprağı atar. Atlılar, neye uğradıklarını anlayamaz. Onlar şaşkınlık geçirirken silahları alınır. Ardından, gelenler konuk edilir, ağırlanır, olay tatlıya bağlanır. O zamandan beri köyün adı “Tozla kovan, Tozkovan” olarak kalır.

 

İshaklar

Bir gün yörüklerin birkaç koyunu kaybolmuş, aramaya çıkmışlar, şimdiki köyün altında Olukkısığı pınarının yanındaki bir inde İshak adında bir çoban koyunları bulduğundan köye bu kişinin adı verilmiş. Önceleri “iyi saklar’’ anlamında İsaklar denmiş, sonraları İshaklar olmuş.

 

Kavakoluğu

Köyün üst başındaki dere içinde kaynayan su ve onun çevresindeki kavaklardan alıyor adını köy. (Gülnarlı çınar ağacına kavak diyor) Bu nedenle Kavakoluğu diyor buraya.

 

Konur

Adını, Orta Asya’da ‘Konur’ adındaki yerleşimden aldığını söyleyenler var. Bir söylentiye göre de, şimdiki köyün bulunduğu yer, o zamanlar ormanlık ve sulak bir arazi imiş. Konya ve Karaman’dan gelen aşiretler burayı beğenmişler ve ‘Buraya konulur mu?’ diye bir soru sorulmuş. Çevredekiler konulabileceğini söylemişler ve bu yöreye yerleşilmiş. Konulur mu sorusunu soranın adı, Konur oğlu Ali olduğu için buraya Konur adı verilmiş.

Korucuk

Ormanlık bir köy olduğundan küçük orman anlamında Korucuk denmiş köye. Başka bir söylentiye göre, bu ormanlık Anamur’dan yayla için gelenler, kışın hayvanlarını burada bırakırmış. Burası bir Anamur Beyi’nin otlağıymış. Birkaç tane korucu tutup mallarını bekletirlermiş. Sonraları burasının yerleşmeye uygun bir yer olduğunu görmüş ve buraya yerleşmişler. Korucu bırakma işinden dolayı da köye Korucuk denmiş.

Bir başka söylentiye göre de Kayrak, Kızılobruk’tan (Silifke-Pelitpınarı çevresi) bir salkım koruk atılmış suya, bir zaman sonra bu koruk şimdiki köyde bulunan kaynaklardan birinden çıkmış. Bu nedenle köye Korucuk denmiş.

 

Kurbağa

Önceleri köyün adı Kırbağ imiş, ancak çok yakınındaki Kurbağa Dağı’ndan dolayı Kurbağa olarak değiştirilmiş.

Mollaömerli

Söylendiğine göre köy, fundalık, ormanlık bir yermiş. 150 yıl kadar önce Mollaömer Sülalesi’nden deve otlatan bir kız çocuğu, şimdiki çeşmenin bulunduğu yerde bir su görüyor. Bu suya sandal ağacından bir oluk yapıyor ve kullanıyor. Bu pınarı görenler bu çevreye yerleşmeye başlıyorlar. Bu nedenle köye Mollaömerli adı verilmiş.

Örenpınar (Punur, Punura)

Punar, Türkçe’de pınarı çağrıştırdığından ve yerleşim iri taşlarla yapılmış bir pınarın yanında olduğundan buraya Örenpınar denmiş.

 

Örtülü

Köy halkından öğrenildiğine göre halkın bir kısmı Salma Mevkii’nde, bir kısmı Öteköy Mevkii’nde, bir kısmıda köyün şimdiki bulunduğu yerde oturuyormuş. Kuraklığın başlaması üzerine halk su aramak zorunda kalmış. Şimdiki çeşmenin bulunduğu yerde o zamanlar bir sızıntı varmış. Bunu fark edince kazmaya başlamışlar. Aramalar sonunda su kaynağının üzerinin büyük bir say (düz tabaka biçiminde ince yassı taş) ile örtülü olduğunu görmüşler. Su bulununca, “Şükür suyu bulduk, üstü örtülüymüş,” demişler. Halk arasında Örtülü Kuyu Mevkii olarak anılan yerleşim yerinin adı zamanla Örtülü olarak kalmış. Ayrıca köyün dört tarafı ormanla kaplı olduğu için Örtülü adının verildiği de söyleniyor.

 

Sipahili (Babadıl)

Daha sonraları Rumlar buraya yerleşmiş. Babaderus isimli bir Rum, yıllarca burada kereste ticareti yapmış. Dereden getirdiği keresteleri dere ağzında gemilere yükleterek ihraç etmiş. Köylülerle iyi anlaştığı için onun adından dolayı buraya Babadıl denmiş. Bu arada bataklık kurutulmuş deniz kenarı yerleşime açılmış. Bir söylentiye göre Antik dönemde Papadola-Babadolos olan adı, sonradan Babadıl’a dönüşmüş. Başka bir söylentiye göre de, yaylalarda kışın her şey donuyormuş. Burada yaz, kış yiyecek bulunmaktaymış. Burası, gelenlere yiyecek bulma konusunda babalık yaptığından köye bu ad verilmiştir.

Osmanlı döneminde köy sınırları içindeki Dana Tepesi’nde bir süre Sipahi Birliği konaklamış. Bu nedenle köye Sipahili de deniyor.

 

Şeyhömer

Buhara’dan gelen Şeyhömer tarafından kurulduğu için köye Şeyhömer adı verilmiştir.

 

Taşoluk

Köy, kireçsiz suyu olan bir pınardan alıyor adını.

Tepe(Lapa)

Güneyinde Kıble Tepesi bulunmakta. Köyün eski yerleşimi Tepe, adını da bu tepeden almış.

Tırnak

Bol su kaynağına sahip olduğu için köye Irmak adının verildiği, bu adın daha sonra küçük ve uçta kalan bir yerleşim olduğundan dolayı; Tırnak adına dönüştüğü söylenir.

Ulupınar

Çataldeğirmen (Çatalpınar-Küreyi Nur) çevresinde Durmuş Ali’nin soyundan gelen Katarcıoğlu herkes tarafından sevilen, sayılan birisiymiş. Bu nedenle köye Katarcalı denmiş. Ancak bu ad yanlış yorumlamaya yol açacağı, katır besleyen, tahtacılarla karıştırılacağı düşüncesiyle değiştirilmesine karar verilmiş. Köy meydanındaki 250-300 yıllık olduğu sanılan çınarlar ile köydeki pınardan dolayı 1967 yılında köyün adı Ulupınar olmuştur.

Yanışlı

Komşu köy Sipahili’den gelerek burada aşiret yaşamını sürdüren Yanışlı sülalesinden Ali Kâhya ile yedi oğlundan dolayı köye Yanışlı adının verildiği sanılmaktadır.

Yassıbağ

Köydeki çok sayıdaki bağın yere yatık olması, tombak bağ olmaması nedeniyle köye Yassıbağ adı verilmiş.


[1] Türkiye köy adları üzerine bir deneme: Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten 1970 (1971), 237-251.

Not: Yazının başından beldelerin sonuna değin bilgiler: (Gerçemek, Şubat 2009, Yıl: 3, Sayı: 13)
Ardıçpınarı ve Emirhacı arasındaki köyler: (Gerçemek, Mart 2009, Yıl: 3, Sayı: 14)
Gezende ve Yassıbağ köyleri arasındaki köyler:(Gerçemek, Mayıs 2009, Yıl: 3, Sayı: 15)

10 Yorum

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir