Download!Download Point responsive WP Theme for FREE!

GÜLNAR’DA ÖRNEK BİR BAYRAM KUTLAMASI

F. Saadet Bilir

Gerçemek, Haziran-Temmuz 2007, Sayı: 3, sayfa:  5-7

Gülnar izcilik grubu öğretmeni öğrencim Yılmaz Özer, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için benim, “Merv’den Anaypazarı’na Gülnar” kitabımdaki Gülnar’ın kuruluş öyküsünü konu alan bir gösteri yapacaklarını söyleyerek onlara yardımcı olmamı istedi. Önerilen gün ve saatte toplantıya gittiğimde çoğu, yıllar önce okuttuğum meslektaşım olan öğrencilerimi görünce ne denli mutlandığımı anlatamam. Konuyu birlikte değerlendirdik ve çalışmaya başladılar.

23 Nisan günü için tüm hazırlıklar tamamdı. Öğrenciler rengârenk giysileriyle Yörük kızı, kadını, erkeği olmuş; hatta ayı ve deve bile canlandırılmıştı. Yörük obası, göç yolundaydı.

Yöre türküleri eşliğinde, mikrofonda görevli bir öğretmen, Orta Asya’dan Gülnar’a geliş öyküsünü anlatırken develeriyle bayram alanına giren Yörükler, geniş bir daire çizerek yerlerini aldılar.

GÜLNAR’IN KURULUŞ ÖYKÜSÜ

Altay Dağları’ndaki eski yurtları Gülnar’dan göçen Yahşi Bey ve Duru Hatun, Merv Kenti Dörtkuyu Mevkii’nde doğan kızlarına eski yurtlarına duydukları özlemden dolayı Gülnar adını verirler. Onu, at binmeyi, ok atmayı öğreterek erkek çocuğu gibi yetiştirirler.

Önce Yahşi Bey, ardından Gülnar Hatun’un nişanlısı Horasanlı Ebu Müslim Araplar tarafından öldürülünce Gülnar Hatun, obasının başına geçer ve onları tehlikelerden korumak için batıya, Anadolu’ya doğru yola çıkılır. Gülek Boğazı yakınlarında Gülnar Hatun da, Araplar tarafından öldürülünce başsız kalan Yörükler dağılmaz. Toroslar’ı aşar, Göksu Irmağı’nı geçer, Zeyne’ye konarlar. Anamur’a doğru, bir ucu Göksu, diğer ucu Akdeniz’e kadar olan geniş coğrafyaya yayılır, buraya da kendilerine öncülük eden yürekli, yiğit Yörük kızından dolayı GÜLNAR adını verirler…

Gösteri sırası, bazı köylerin kuruluşuna gelmiştir.

Öğretmen, TOZKOVAN Köyü’nün kuruluş öyküsünü anlatırken bu köye yerleşen Yörükler, drama ile olayı canlandırıp köylerinin adı yazılı levhayı dikerler.

Gülnar Hatun’un obasında bir anlaşmazlık yaşanır. Bunun üzerine bir grup obadan ayrılarak başka bir yere göçer. Silahlı atlılar onların üzerine gider. Obanın ileri gelen ak sakallı ihtiyarı herkese, “ Kimse gelenlere karşı gelmeye! Avuçlarına yerden toz, toprak alıp bekleye, benim işaretimle gözlerine ata!” der. Oradakileri öldürmeye gelen atlılar, karşılarında silahsız halkı görünce şaşakalır.  İhtiyarın işaretiyle tozu, atlıların gözüne atıp silahlarını ellerinden alırlar. Sonra da onlarla konuşup barışırlar. Olur köyün adı, tozla kovan anlamında TOZKOVAN!

DAYICIK Köyü bilgileri anlatılırken buranın Yörükler’i  de köylerini kurarlar. 

Dayısıyla birlikte yaşayan güzel, küçük bir kızı, kaçırır bir ayı. Kız da sürüsünü otlatan dayısına, “ Dayıcığım kurtar beni!” der. O köyün adı olur DAYICIK.

İSHAKLAR Köyü öyküsü sırasında Yörükler köylerini kurarlar.

Düşmanlarından kaçıp dağdaki mağarada saklanırlar. Derler birbirlerine, “İn saklar insanı, kimse bizi göremez,” sonra derler bu köye de iyi saklar anlamında,  İSHAKLAR!

KÖSEÇOBANLI Köyü kuruluşu anlatılırken Yörükler bu köyü de kurarlar.

Burada vardır akıllı, kendi halinde sevilen, sayılan bir çoban. Sakalı, bıyığı olmadığından derlermiş Köse Çoban. Başı sıkışan, “ Köse Çobana gidip akıl danışayım,” dermiş. O yöreye de KÖSEÇOBANLI denmiş.

ULUHTU Köyü öyküsüyle birlikte kurulmuştur hemen.

Bir Yörük obası nereye yerleşeceği konusunda karar veremez. “Ulu bir devemiz var, deveyi salalım, nereye ıhar (çökerse); oraya konalım,” derler. Deve gider, gider rüzgâr görmeyen kuytu  (ıhtı)  bir yere ıhar (çöker). Köyün adı, ulu devenin ıhtığı yerden dolayı ULUHTU olur.

Kışın Gilindire’de (Aydıncık), yazın Gülnar’da (Hanaypazarı) olan ilçe yönetiminin, yaylak kışlak yerine her zaman Gülnar’da bulunması istenmektedir.

Öğretmen bu olayı anlatırken Yörükler HANAYPAZARI’nda GÜLNAR İlçesi’ni kurar.

Şimdiki Gülnar’ın bulunduğu yerde büyük bir pazar kurulur,  Hanaypazarı denir buraya. Halk, kışın Gilindire’ye (Aydıncık); yazın da Hanaypazarı’na çıkar. İleri gelenler Gilindire’den, ilçe belgelerini alır; bir gün Bozağaç’a, oradan Şehyhömer’e, daha sonra da şimdiki hükümet konağının yerine getirir.

Osmanlı yönetimi, bu olaya kızar ama o sırada Gilindire düşman gemisi tarafından top ateşine tutulup çobanların sürüsü kaçırılınca 30 Ağustos 1916 yılında ilçe merkezinin Hanaypazarı olması kabul edilir. Yörede gül ve nar çok yetiştiğinden, zaten büyük ecelerinin adı Gülnar Hatun’dan dolayı buraya Gülnar adı verilir.

Mustafa Kemal’in önerisiyle Mut ve Anamur’dan sonra 20 Ocak 1920’de Kuva-yı Milliye,  Müftü Mehmet Altın Efendi, Müderris Mustafa Fevzi Efendi (Kırıt Hoca), Zeybekzade Hüseyin Efendi, Tahtacı Mehmet Efendi, Hüseyin Kahya, Mirzaların Ali Efendi, Sipahizade Osman Efendi, Şevki Göklevent, Çoban Mülazım, Mahmut Yordamlı, Latif Çavuş, Hacı Mükremin, Emin Güzel, Mehmet Teoman, Mustafa Kısa Kahya önderliğinde Kuva-yı Milliye Gülnar’da da kurulur.

23 Nisan 1920’de açılan Meclis’te Gülnar milletvekili olan Ahmet Şevki Göklevent, on iki arkadaşıyla birlikte Meclis Başkanlığına  23 Nisan  gününün “Ulusal Bayram” olması için önerge verir. İşte şu an kutladığımız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın oluşumunda Gülnar’ın da payı vardır.

SARIM GELİN ÖYKÜSÜ

Kurtuluş Savaşı sırasında ilçede yaşanan bir olayın anlatıldığı SARIM GELİN öyküsü de unutulmamıştı. Bu anlatılırken Sarı Teke, anası, babası, Sarım Gelin, Kuva-yı Milliyeciler,

köylüler, Yörükler tarafından canlandırılıyordu.

Gülnar’ın Tozkovan Köyü’nde Kurtuluş Savaşı sırasında yaşandı bir olay. Köyün güzel kızı evlendi Sarı Teke’yle. Sarı Teke’yi anası, “Sarım kuzum, sarı Tekem sarım,”  diye severdi. Oldu gelinin adı Sarım Gelin.

Mustafa Kemal’den emir geldi. “Herkes askere gelsin, vatanı kurtaralım,” dendi. Sarı Teke’yi ailesi hazırlayıp dualarla askere uğurladı.

Tozkovan Köyü, her zamankinden daha karanlık, daha soğuktu o gece. Saatlerdir odasından çıkmayan Sarım Gelin’in içinde fırtınalar kopuyordu; sanki bir şeyler olacaktı.

Cepheden, yaralı Kuva-yı Milliyeciler’den gelen olmuştu. Herkes, “Oğlumu gördün mü?” diye soruyordu. O da sorana, “Evladın çok iyi, düşmanla savaşıyor,” diyordu. Sarı Teke’nin babası, “Benimkini gördün mü?” dedi. Yaralı Kuva-yı Milliyeci, “Sarı Teke eşkıya oldu, bizlere kurşun sıktı,” dedi. İhtiyarın dünyası yıkıldı, neredeyse yerin dibine girecekti.

Cepheye giderken delikanlıyı kandıran isyancı Delibaş çetesi Sarı Teke’yi eşkıya yapmıştı. Duyuldu bu olay köyde. Ailesi inanamadı, çok utandı. Hepsi yere bakarak gezdi, kimseyle konuşamadı.

Sarı Teke bir gece sessizce köye geldi. Sarım Gelin sıkıntılı ve uykusuzdu. Kapının çalındığını duydu.“Sarım, ben geldim aç kapıyı.  Açsana Sarım, ne demek bu böyle?” Sarım Gelin açmadı kapıyı. “Git buradan, bu kapı bundan böyle sana kapalı. Sen eşkıya oldun, askerden kaçtın. Biz seni Mustafa Kemal’in askeri olasın diye gönderdik. Benim böyle bir erim yok. Cehennemin dibine git!” dedi.

Sarı Teke yalvardı. “İstemezsen yüzümü görme, bırak anamı göreyim. Anama haber ver. O bana kapıyı açar,” dedi. Sesi duyan anası, “Ah, Sarı Tekem, sen eşkıya oldun, askerden kaçtın, sütüm sana haram olsun,” dedi. Onu içeri almadı, kovdu. Gürültüyü  duyan köylüler, Sarı Teke’yi kovaladılar. Gönüllü Kuva-yı Milliyeciler bir inde kıstırıp  orada cezasını verdiler. Leşini Gülnar hükümet konağı önüne getirip herkese gösterdiler.  Sarım Gelin ve bütün halk, “Düşman ortağı, vatan haini,” diyerek ölüsüne tükürdü; onu hiçbir mezarlığa gömdürmedi. Arkadaşları bir gece leşini dereye yuvarladı, kurtlar, kuşlar vatan haininin cezasını verdi.

Sarım Gelin, “Bütün asker kaçaklarının, hainlerin Allah belasını versin. Yurdunu, bayrağını, dinini seven herkes, haydi savaşa!” dedi ve Mustafa Kemal’in askerlerine katıldı. Delibaş isyanını bastıranların yanında en ön safta yer alarak şehit oldu.

Sarım Gelin, seni anmak ve yaşatmak bizlere düşer. Ruhun şad olsun!..

Öğretmen, İstiklal Marşı’mızın iki dizesini, bir Gülnar şiirini ve izci andını okuyarak bitirmişti konuşmasını.

70 izci öğrenci,  köklerinin, Toroslar’ı aşarak buraya yerleşmesini, köylerin kuruluşunu, halkın Kurtuluş Savaşı’na katılışını, Delibaş isyancısı olan kocasının yerine Kuva-yı  Milliye’ye katılan Sarım Gelin’i, 20 dakikalık olağanüstü bir gösteri ile sunmuştu. İzleyenler, canlandırmanın öğrenmedeki etkisini, kalıcılığını anlatıyordu birbirine. Herkes çok heyecanlanmıştı.

Tekdüze konuşmalarla, yasak savmak için kutlanan, sıkıcı bayram törenlerinin; bizlere güzel duygular kazandıran, canlandırarak öğretilen, kalıcı, zevkle izlenen törenlere dönüşmesini sağlayabiliriz bu örnekte olduğu gibi.

Tarih bilinci, yerelden ulusala, oradan evrensele giderek kazanılır. İşte eski öğrencilerim, şimdi meslektaşlarım genç, enerjik Atatürk’ün öğretmenleri Gülnar tarihini güzel bir gösteri ile şölene dönüştürmüş, belleklerden silinmeyecek bir 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı yaşatmıştı bizlere.

Emek veren, Gülnar’daki Atatürk, Cumhuriyet ve Yüzüncü Yıl İlköğretim Okulu’nun sekiz izci lideri öğretmene ve öğrencilerine teşekkür ediyoruz.

4 Comments

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir