BÜYÜKECELİ-AKKUYU

Gülnar’a 35 km. uzaklıktaki Büyükeceli Beldesi’ni Gülnar’dan ayrı tutmak, olası değil. Hele Akkuyu Nükleer Santralı gündemdeyse; Gülnar, Silifke, Mersin, Antalya, Akdeniz, Kıbrıs…

Büyükeceli Adı

Ece, Kraliçe- Büyük Kraliçe

Beldenin adına ilişkin çeşitli bilgiler verilmekte.
Birincisi, 8. yüzyılda Orta Asya’dan batıya doğru göç yoluna düşen Yörükler, 12. yüzyılda Yahşi Bey’in kızı Gülnar Hatun (Büyük Ece) öncülüğünde Zeyne (Sütlüce) ve çevresine gelir. Zamanla Gülnar Hatun’un ana tarafı şimdiki Büyükeceli (Ovacık) çevresini yurt tutar. Liderleri olan, bu yiğit, yürekli Yörük kadınından dolayı buraya Büyükeceli denir.

Büyükeceli-Akkuyu

Büyükeceli

İkincisi, hayvanlarının yün ve kıllarından yapılan keçenin en büyük ve iyisi burada yapıldığından bu yerleşime Büyük keceli adı verilir. Bu ad zamanla değişip Büyükeceli olur.

Üçüncüsü de bir aşiret reisinin çevrede çok sevilen ana gibi verici yardımsever bir eşi olduğu, halkın ona Büyükece dediği. Bu sevilen kadından dolayı bu yerleşime Büyükeceli dendiği de söylenir.

Büyükeceli adı verilişinde, tarihsel verilerle örtüştüğünden yukardaki birinci anlatımın daha doğru olduğunu; diğerlerinin söylence olarak yaygınlaştığını belirtmeliyim.

Ayrıca Koçaşlı Köyü’nde doğup Büyükeceli sınırları içinde denize dökülen çağlayandan ve Çağlayık Deresi’nden dolayı halk buraya Çağlayık da demekte.

Büyükeceli-Akkuyu

Büyükeceli

 

Büyükeceli Tarihi

Yörükleri Anadolu’ya getiren Gülnar Hatun (Büyükece) kimdir?

Gülnar Hatun’u tanımak için Gülnar’ın öyküsünden söz etmek; 8. yüzyıla uzanmak gerekir.

Yahşi Bey eşi Duru Han, oymaklarıyla birlikte Altay Dağlarının batısındaki Kahta ve Gülnar yerleşiminden, Çin baskısı ve kuraklık nedeniyle Horasan’ın Merv Kenti’nin Dörtkuyu yöresine göçer. 731 yılında bir kız çocukları doğar. Ona, annesi Duru Han’ın isteğiyle çok sevdikleri ve unutamadıkları sılaları Gülnar Kenti’nin adını verirler.

O sıralarda Horasan’ı son Emevi Halifesi II. Mervan’ın komutanı Seyyar yönetmekte ve halka çok baskı uygulamaktadır. Yahşi Bey onun bu baskısıyla mücadele içindedir.

Yahşi Bey kızı Gülnar’ı bir erkek çocuk gibi yetiştirir. Usman Bey de Seyyar ile mücadele etmektedir. Onun oğlu Horasanlı Ebu Müslim (Yırbağı) Gülnar Hatun’un okul arkadaşıdır.

Yahşi Bey ve Usman Bey, Seyyar’ın askerleri tarafından bir çarpışmada öldürülür. Ebu Müslim babasının yerine geçer; oymaklarını başsız bırakmayan Gülnar Hatun da babasının yerine. Ebu Müslim’e her konuda yardım ve destek sağlar Gülnar Hatun. O, büyük bir birliğin komutanı; Ebu Müslim’in subaşısı ve nişanlısıdır artık. Suriye topraklarına değin uzanarak Emevi Devleti’nin sonlanmasına yardımcı olurlar. Bu arada, Halife Mansur, Ebu Müslim’i öldürtür. 23 yaşındaki Gülnar Hatun, babası Yahşi Bey’in ve nişanlısı Ebu Müslim’in öcünü almak için halife Mansur’a başkaldırır. Türkmen oymaklarını birleştirir, İran ve Irak üzerinden Anadolu’ya göçerken 765 yılında saldırıya da geçer. Gülnar Hatun, Halife Mansur’un kendisine gönderdiği ricacı elçilerini kabul etmez. Mansur, başkenti Ambar kentinden kaçıp şimdiki Bağdat yakınlarında bir bataklık köye sığınır. Süryanilerle işbirliği yapan Mansur, İran ve Suriye’den bin bir vaatle topladığı ordusuyla yeniden saldırıya geçer.

Yörükler, Kolaşkaya yoluyla Anadolu Yaylası’na çekilir. Yeni yurt bulmaya çalışırlar. Mansur’un casusları, 769 Nisanında Gülek Boğazı yakınlarında Sarkıt İni kesiminde Gülnar Hatun’u çadırının önünde şehit eder. Horasanlı Ebu Müslim’in (Yırbağı) öldürülmesiyle başlayan Türk-Arap düşmanlığı doruğa ulaşır.

Büyük Eceleri Gülnar Hatun’un ölümü ile başsız kalan Yörükler dağılmaz, Mut İlçesi ve Göksu Irmağı’nı geçerek Zeyne ile Anamur arasındaki toprakları yurt tutar. Bu geniş yöreye hem eski kentleri, hem de Büyük Ecelerinin adından dolayı Gülnar adını verirler; Öz (Zeyne), Büyükeceli, Duruhan, Konur, Tozkovan, Ilısu, Purgulu gibi köylere yerleşirler. Gülnar Hatun’un ana tarafı Gülnar İlçesi ve Büyükeceli Beldesi’ne; baba tarafı ise Kızılca Köyü ve Anamur İlçesi’ne konar. Birçokları da Muğla ve Aydın’a kadar uzanır.

1071 Malazgirt Meydan Savaşı’ndan sonra Selçuklular, 1240’da Karamanoğulları, 1471’de Gedik Ahmet Paşa’nın Karamoğulları Beyliğine son vermesiyle Osmanlılar bu bölgeye hakim olur. 1864’te Gülnar toprakları Purgulu ( Gilindire), Yukarı Öz (Zeyne), Büyükeceli ( Ovacık) sorumluluklarına ayrılır.

Büyükeceli Gülnar’ın Akdeniz’e Açılan Kapısı

Büyükeceli, 1987’den bu yana Gülnar’ın bir şirin beldesi, incisi.

Büyükeceli’nin, iç kısımlara kadar deniz taşıtlarının girebildiği eski bir korsan yatağı olduğu sanılıyor. Eskiden koyda küçük bir de iskele varmış. Gemi halatı bağlanan mendireğin kalıntısı hâlâ durmakta.

“Kuzeyinde 200 m. yükseklikte bir tepe üzerinde Zeytincik Kalesi kalıntıları var. 5-6 km. uzağında Karadere Mahallesi’ndeki kalıntıların bir maden ocağı olduğu sanılıyor. Batıda Karakuz Tepesi’nde mağarada eski bir maden ocağı var. Ayrıca çevrede çok sayıda Roma mezarının olması, burasının çok eskiden beri yerleşim olduğunun bir kanıtı.

Zeytincik, Sığırcı, Karadere Mevkii’nde Borcak Tepesi ve Dede Dağı; Akkuyu Mevkii’nde Gökgedik Tepesi, çam ormanları, zeytin, badem ağaçlarıyla kaplı. Kekik, her yana güzel, keskin kokusunu yayıyor. Adaçayı, keçiboynuzu bir başka güzel burada.

Narenciye, nar, kayısı ağaçları… Turfanda sebze ve tahıl, mercimek üretimi… Bu verimli ova, artezyen kuyusundaki motopomplarla sulanmakta.

Buradaki deniz ürünlerine ne demeli…

Ayrıca, bir kültürü temsil eden ve yerleşik düzene geçmeye kafa tutarcasına göçebe yaşamı sürdüren Sarıkeçililer bu yörenin özgün insanlarıdır. Son Yörükler olan Sarıkeçililerin kışlağıdır Büyükeceli. Keçileri yavrulayınca nisan, mayıs, haziran aylarında sahilden yaylalara doğru yola çıkan Sarıkeçililer, temmuz, ağustos aylarını Seydişehir, Beyşehir, Ermenek, Karaman yaylalarında geçirir. Eylülde sahile dönüş başlar. Kasım ayında Akdeniz’e inilir. Kışın Anamur-Silifke arasında kalınır.

Büyükeceli-Akkuyu

Büyükeceli

Büyükeceli- Akkuyu: Kum, Sahil, Deniz
Akdeniz’in, doğası, havası, denizi, bozulmamış sıcacık insanlarıyla en güzel yerleşimlerinden biri Büyükeceli. Böyle bir deniz ve kumsal turizm açısından değerlendirilmek dururken neden nükleer santral yapılmak istenir (?), anlaşılır gibi değil.
Bu yıl turizm, geçen yıllara göre ölü bir dönem geçiriyor. Nükleer santral yapılacağı için, bu yörede tatil yapmak eskisi kadar çekici gelmiyor insanlara.

Büyükeceli’de halkın kafası karışık. Ülkedeki işsizlik, buranın insanlarını da olumsuz etkiliyor. İş bulacağı, para kazanacağı vaadiyle halkın geleceği elinden alınmak isteniyor. Onlar da ne yapacağını bilemiyor. Oysa, 5 Ağustos 2012 tarihindeki ‘Nükleer Karşıtı Platform’un Akkuyu’daki yürüyüşüne Türkiye’nin her yerinden katılan duyarlı çevreciler, tehlikenin önemi ve büyüklüğünü gösteriyor.

Nükleer santral yapılırken çevredeki oksijen deposu çam ağaçlarının kesildiğini düşündüğümde ürperiyorum. O muhteşem doğa, o temiz hava , o güzellik kalır mı?.. Burada tarım yapılabilir mi artık? Denizdeki yaşam, turizm ne olur? Tatil evlerinde kimler kalır? Nükleer işlemle ısınan ve nükleer tehlike saçan denizde kim yüzer?

20 yıl sonrasını, düşünmek bile istemiyorum… Gülnar’ın incisi, Gülnar Hatun’un yadigârı, Büyükeceli Beldesi, tüm Akdeniz, Kıbrıs yerleşimleriyle birlikte tehdit altında bir yaşam sürer…

Güneşi, rüzgârı, ırmakları bol olan bir ülkede daha güvenli, tehlikesiz ve ekonomik enerji üretimi yapmak varken; neden nükleer santral diye tutturuyor yetkililer anlamak olanaklı değil. Üstelik, ileri teknolojisi olan Çernobil ve Fukuşima örnekleri önümüzdeyken…

Deprem kuşağındaki Akkuyu’ya Nükleer Santral kurmak, Akdeniz Bölgesi’nin tarihi geçmişini, geleceğini yok etmek, bir çılgınlıktır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir