AYDIN, AYDINLANMACI BİR ÖĞRETMEN

sm.MersindeAydinOlmakF. Saadet Bilir

Mersin’de Aydın Olmak, Ali F. Bilir, Etik Yayınları, 2005, Sayfa: 112

1997 yılında Kütüphanecilik Haftası nedeniyle, Mersin İl Halk Kütüphanesi’nde düzenlenen etkinlikte tanımıştım Gündüz Artan’ı.

1960’lı yıllarda, Gülnar’da Türkçe öğretmenliği yaptığını, araştırmacı kişiliğini, yapıtlarını biliyordum, Mersin’de yaşadığını da. Ancak tanışma olanağım olmamıştı o güne değin.

Etkinlik sonrası görüşmemizde, Gülnar’la ilgili bir kitap çalışması yaptığımı öğrenince, kendisinde bulunan kaynakları bana göndereceğini söylemiş, kısa zamanda da iletmişti.

Yine o günkü kısacık görüşmemizde Gülnarlı araştırmacı yazar, A. Zeki Teoman’ın adını verdi. Onun, Gülnar’la ilgili araştırma yapmış olduğunu  söyleyerek  kızına ulaşmam, iletişim kurmam konusunda bana yardımcı olmuştu. Böylece 1950’li yıllarda Gülnar’ın tarihini araştıran Gülnarlı bir öğretmen ve araştırmacı yazar bulunduğunu öğrenmiştim. Oysa o tarihe kadar ben, Gülnar’da A. Zeki Teoman adını kimseden duymamıştım.

Böylece, “Merv’den Anaypazarı’na Gülnar” kitabımı hazırlarken Gülnar’ın tarihi konusunda  bana da öğretmenlik yapmıştı Gündüz Artan. Ayrıca, 1960-62 yıllarında Gülnar’daki öğretmenliği sırasında Gülnar bilmeceleri, inanışları, ilençleri, türkülerini de araştırmış, o yıllarda çeşitli dergilerde yayımlatmıştı.

Bir  yörenin , bölgenin, ülkenin sosyal, kültürel,bilimsel yönden gelişip kalkınmasında eğitimcinin, öğretmenin etkisi çok önemli.Öğrencilik yaşamımızda davranışları, olumlu ya da olumsuz  kişiliğiyle bizi etkileyen, kendisine öykündüğümüz öğretmenlerimiz olmuştur.

İşte aradan geçen 42 yıl, Gülnar Ortaokulu Müdürü ve Türkçe Öğretmeni Gündüz Artan’ı, unutturamamış öğrencilerine ve Gülnarlılar’a. Burada iki yıl, ama dolu dolu öğretmenlik yapmış ve iz bırakmış. Eğiticiliğinin, öğreticiliğinin, aydınlatıcılığının, öğretmenliğinin  her öğrencisine bir ya da birkaç güzel yansıması, onlar aracılığıyla ülkemizin aydınlanması, çağdaşlaşması…

Atatürk’ün başlattığı aydınlanma devriminin de amacı bu değil midir? İşte, Atatürk’ün cumhuriyet öğretmeni görevini tam yapmıştır.

Gündüz Artan’ın birkaç öğrencisinden anılar alabilirsem, kendi bilgilerim ile birleştirerek değerli öğretmenimiz ile ilgili yazımı şekillendiririm, diye düşünüyordum. Ancak  yıllar önce yaşanmış anıları, sanki dünmüş gibi anımsayan  ve bana sayfalarca faks ya da mektup gönderen kişilerle karşılaştım.Bu yazımda bunların tamamına yer veremediğim için üzgünüm. Ama değerli araştırmacı yazar Gündüz Artan Öğretmenimizin öğrencilerinden gelen yazıların tamamını, ileride olanak elverirse, bir kitapta toplayabileceğimi düşündüm. Bu yazımda ise, ulaşabildiğim öğrencilerinden bana gelen anıların en çarpıcı olanlarını, hiçbirini dışarıda bırakmadan, Gülnar’da Öğretmen Gündüz Artan’ı anlatmak istedim. Bu çalışmamda bana yardımcı olanlara çok teşekkür  ediyorum.

Yazımın bundan sonraki bölümünde değerli öğretmenimizin öğrencilerini konuşturmak istiyorum.

Emekli Öğretmen Ganimet  Küçükbahar (Yeşilalan), “ Bugün yediğim ekmek, Gündüz Öğretmenimin gösterdiği aydınlık bilgiler sonucudur.O yıllarda Gülnar Ortaokulu’nda okuyanların hepsi, şu anki durumlarına  o öğretmenimiz sayesinde gelmiştir,”diyor.

Emekli Öğretmen Hasan Kından, “ O yıl ortaokulda hiç öğretmen kalmamıştı. Bir müdür, bir mühür olarak görev yapıyordu öğretmenimiz. Ama hiçbir dersimizi  boş  geçirtmedi.Kaymakam dahil, ilçedeki üst düzey memurlar ve ilkokul öğretmenlerinden  derslerimize öğretmen buldu. Okulda, yaramazlık yapacak boş zaman bırakmıyordu bize. Şimdi bakıyorum da liselerde bile birçok ders boş geçiyor. Müdür isterse bu sorunları çözebilir oysa,” diyor.

Kadastro Memuru Tevfik Burgut, “Babacan, saygıdeğer bir insandı. Bir öğretmenden öte, bizlere sevgi, saygı ve insanlığı öğreten, bir arkadaş, bir dost gibi davranan örnek,  bilge bir kişidir,” diyor.

Emekli Öğretmen Necla Göksel(Ceylaner), “ Öğretmenim, Türkçe dersinde yazdığım bir kompozisyonu çok beğenmiş, ertesi günü babamı okula çağırtmış, beni mutlaka okutmasını, öğretmen olmamı istemişti ondan.” diyor.

Emekli Öğretmen Nuri Sevim,  elleri pantolon cebine sokarak dolaşmanın ve konuşmanın görgü kurallarına aykırı olduğunu, gerekiyorsa elin, ceket cebine sokulabileceğini öğretmeni Gündüz Artan’dan öğrenmiş. Zaten Gündüz Artan da , sınıfta  bir eli ceketinin cebinde ders işlermiş. Birçok öğrencisi onu böyle anımsıyor. Emekli Öğretmen Mustafa Akı da öğretmenliği sırasında öğretmeni gibi eli ceket cebinde ders işlemeyi alışkanlık haline getirmiş.

Emekli Öğretmen HaticeUsta – Tevfik Öner çifti, “ 90 kişilik sınıfta, sıralara üçer kişi oturduğumuzdan, bizleri A-B-C gruplarına ayırarak  yazılı yapardı, hepimiz tek tek sözlü olurduk. Bizlere düzenli, planlı çalışma alışkanlığı kazandırdı, öğretmenliği sevdirdi. O yıl, öğrencilerinden 60 kişi öğretmen okuluna gitti bu nedenle,” diyorlar. Emekli Öğretmenler Abdurrahman Uysal ve Mehmet Issız da, “Biz Gündüz Öğretmenimiz sayesinde Mersin Öğretmen Okulu giriş sınavlarında çok başarılı olduk, Mersin’de Gülnar rüzgârı estirdik, öğretmen okulunda öğrenmemiz gereken konuların birçoğunu biz, ortaokulda  öğrenmiş olduğumuzdan, edebiyat dersinde çok başarılı oluyorduk,” diyorlar.

Emekli Öğretmen Yalkın Gökulu , “O yılların zor şartlarında  Gülnar’da bizlere Atatürkçü düşüncenin temelini kazandırmıştı,” diyor.

“Sevgiyi, saygıyı, görgü kurallarını öğretti bize ,” diyor Emekli Öğretmen Kâzım Tekin.

Öğrencilerinin her biri ile ilgilenecek bir başka yön buluyor değerli öğretmenimiz. Bir gün,Türkçe dersinde çok başarılı olan öğrencileri ödüllendirmek için hademe ile yanına çağırtır. Müdür odasına giden öğrenciler çok korkmuştur. Çünkü Gündüz Artan öğrenciyi nedensiz çağırmaz.Yanına gelen  öğrencilerin korktuğunu, heyecanlandığını anlayan Gündüz Artan, “Buraya suçlu olduğunuz için değil; ödüllendirilmek için çağırıldınız ,” der. Onları rahatlatır, öper ve onlara kitap hediye eder, başarılar diler. Bu bilgileri de Emekli SSK Memuru Mustafa Cura’dan öğreniyoruz.

Emekli Öğretmen Mustafa Akı’nın, 1990 yılında bir gün, Gülnar Orman İşletme Müdürlüğü’ne bir dilekçe yazması gerekmiş. Dilekçe kurum içinde birimleri dolaşarak, Gülnar Ortaokulu’ndan sınıf arkadaşı olan Mehmet Burgut’a gelince o, bir dilekçeye, bir Mustafa Akı’ya bakmış ve gururla  “Bu dilekçeleri biz yazarız biz, çünkü  Gündüz Artan’ın öğrencileriyiz,” demiş.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Mustafa Hıfzı Altın, Gülnar’daki pek çok öğrenci gibi, köyden gelip bir evde kardeşi Mehmet Altın ile birlikte  kalıyor. “ Okul bahçesinde sıra olduğumuzda bazı günler, Müdürümüz Gündüz Artan, erkek öğrencilerin saçını kontrol eder, traş olması gerekenleri sınıfa göndermez, Hademe Süleyman Efendi bunların saçına birer ikişer makas darbesi vurur, öğrenci de hemen berbere koşardı. Traş 25 kuruştu o zamanlar. Biz evde kardeşimle birbirimizi traş ederdik. Ama makinemiz bozulduğundan, o gün ayrılanlar arasında ben de vardım. Herkesin saçına bir makas atılmış, ben en sona bırakılmıştım.Öğretmenim, saçımdan tuttu, başımı salladı, ‘Bir daha böyle istemiyorum,’dedi, benim saçımı makaslatmadan sınıfa gönderdi. Belli ki bizim durumumuzu izlemiş, hakkımızda birçok şeyi öğrenmişti. Ayrıca köye gittiğinizde dedenizden, ninenizden, bu yörenin ninni, bilmece, atasözü, deyim, şaka ve masallarını öğrenin gelin, diye ödev verir, bizleri araştırmaya yöneltirdi. Mektup, dilekçe, ısmarlama mektubu yazmayı ondan öğrendik hepimiz. Hatta ben, bir yayınevinden  arıcılık ve tavukçuluk  hakkında yazılmış bir kitap ısmarlamıştım. Kitap gelince de dünyalar benim olmuştu,” diyor.

Emekli Öğretmen Zuhal Burgutoğlu – Fransızca Öğretmeni Mustafa Ünlü  çifti de, “Bütün yazım kurallarını, dilbilgisini, sözlü ve yazılı anlatım bilgilerini bu değerli öğretmenimizden öğrendik, yaşamımız boyunca da uygulamaktayız,” diyorlar.Yıllar sonra bir gün Mersin’de markette alışveriş yaparken  kasaya ödeme yapan kişiyi, öğretmeni Gündüz Artan’a  çok benzetmiş, onun  gerçekten de kendi öğretmeni  olduğunu öğrenince dünyalar onun olmuş Mustafa Ünlü’nün. Meğer aynı mahallede oturuyorlarmış. Ardından eşi ile birlikte ev ziyaretleri , Gülnar söyleşileri başlamış.

Şimdi Gülnar Meslek Yüksekokulu’nda Türk Dili dersinde öğrencilerime mektup, dilekçe, telgraf, ısmarlama  ya da dergi sürdürüm mektubu yazmayı öğretmek zorunda kaldığımda ne denli üzüldüğümü belirtmeliyim. İletişim çağında  üniversiteye gelen öğrencilerimiz iletişimi bilmiyor. Eğitimimizin sürüklendiği olumsuz durumu anlatmak için yeterli değil mi bu?

Ayşe Dudu Ümit(Köse),Türkçe dersinde işledikleri, Yahya Kemal Beyatlı’nın Sessiz Gemi şiirini ve fabl konusunu bugün gibi anımsadığını, öğretmenlerinin,kendilerini kitap okumaya özendirdiğini, okuyanları sınıfta  diğer arkadaşlara örnek gösterdiğini ve ödüllendirdiğini, söylüyor.

Gündüz Artan, iyi bir yöneticidir.Tatlı sert bir mizacı vardır.Öğrencileri  bu denli nazik, bir öğretmenin 90-70 kişilik sınıflarda otoriteyi nasıl sağladığına şaştıklarını belirtiyorlar.O yıllarda sınıfta yaşı çok büyük, bedensel gelişimi tamamlanmış, yapılı gençler bulunduğunu , ama tüm öğrencilerin Gündüz Artan’a hem çok büyük bir sevgi ve saygı duyduklarını; hem de ondan çekindiklerini öğreniyoruz.

Emekli Öğretmen Mustafa Aşı, “Bir sabah okulun bahçesinde sıra olduğumuzda soyadı ‘buruşuk’ olan bir arkadaşımızı Müdürümüz Gündüz Artan, merdivenlerin oraya, yanına çağırdı. Bizlere, ‘Hani bu arkadaşınızın neresi buruşuk, bakın bakalım,’ dedi. ‘Her insanın bir adı, soyadı vardır. Bunun için onlarla alay etmek doğru olmaz,’ diyerek bizleri uyardı. Belli ki, arkadaşlarımızın, yaptığı yaramazlığı öğrenmiş,” diyor.

“Öğretmenim, canım benim, canım benim

Sen bir ana, sen bir baba, her şey oldun sen bana,” diyen Ali Rıza Binboğa  gibi özellikle köyden gelip evlerde tek başına ya da kardeşi, bir yakın akraba çocuğu ile birlikte kalan, okuma mücadelesi veren öğrencilerin de abisi, babası olmuştur o.

Emekli Öğretmen Metin Gök, “Üstümüzde yamalı pantolon, elimizde ekmek torbası, pekmez şişesi ile köyden gelmişiz. Bulgur pilavı yiyoruz. Bizlerin okumasını, başarılı olmasını istiyor. Bu nedenle, Hademe Süleyman Efendi ile birlikte her akşam bir mahalledeki öğrenci evlerine giderdi.O yıllarda Gülnar’da elektrik yok, el lambası ile pencereden ya da kapıdan bütün öğrencileri denetlerdi, bir yanlışlık yapmayalım diye,” diyor. Emekli Öğretmen Ali Arslan, “ Kahveleri de dolaşırdı, öğrenciler gidiyor mu diye, gidenleri de uyarırdı,” diye ekliyor ardından. “Eli öpülesi bir öğretmendi,” diyor.

Şimdi Gülnar Delikkaya Köyü Muhtarı olan Mustafa Turgut, “ Bazen bir yanlışımız olduğunda bizi biraz okşadığı da olurdu, ama bunu bizleri uyarmak, geleceğe hazırlamak için yaptığından bunun bize bir mükafat olduğunu düşünüyorum,” diyor.

Öğrencilerini uyandırmak, gerçekle yüzleştirmek de ister Müdür Gündüz Artan. Bir akşam yine evleri denetlerken Emekli PTT Müdürü M.Ali Can ve kardeşi İlyas’ın oturdukları eve sıra gelmiştir. Çevreden başka arkadaşlar da oraya gelmiş, birlikte oyun oynanmaktadır. Kimse ders çalışmamaktadır. M. Ali Can, küçükken bir kaza geçirdiği için sakat kalmıştır. Elleri ile dizlerine bastırarak güçlükle yürümektedir. Durumu gören öğretmen, M Ali Can’a, “Diğerleri okuyamazsa köylerine gidip çoban olurlar, ama sen okuyamazsan ne yaparsın, bir düşün,” demiştir.

Gündüz Artan, bir gün sınıftaki öğrencilerine, “Kimin evinde Dünya Gazetesi –o zaman Gülnar’a gelen tek gazete- var?” diye sorar. Sadece kaymakamın oğlu ile M. Ali Can parmak kaldırmıştır. Gündüz Artan, M.Ali Can’a, gazetedeki başmakaleyi okuyup ertesi gün sınıfta anlatmak üzere hazırlanmasını ödev verir. M. Ali Can, makaleyi sınıfta anlatır, ama yazının devamının gazetenin arka sayfalarında olduğunu bilmediğinden sadece birinci sayfada kalır. Sınıfta alaycı bir  gülüşme olunca, o “Bu koşullarda evinde gazete bulundurabilen M. Ali Can, elde edeceği başarılarla sizleri utandıracaktır, ona güveniyorum,” demiştir.

Gülnar’da saygın bir kişilik, iyi komşuluk ilişkileri ile ilkokul öğretmeni İbrahim Aydın’ın kiracısıdır. Ev sahibi, kiracı ilişkisinden öte iki candan dostturlar. Mesai saatleri dışında evlerinin gül bahçesinde arı dil, dilimizin sadeleşmesi, Güzel Türkçemiz konularında söyleşirlerken ev sahibi İbrahim Aydın’ın kızı, Gündüz Artan’ın öğrencisi Şerife Aydın (Ay) da bu söyleşilerden ve Türkçe dersinde öğretmeninin öğrettiklerinden, payını almış. Şimdi TRT’de program planlama  görevi sırasında onlardan yararlandığını, bu bilgileri uyguladığını söylüyor.

İbrahim Aydın’ın oğlu, Muhasebe Müdürü Ertan Aydın,  bir hafta sonu Gündüz Artan ailesi ile Gilindire(Aydıncık)’ye giderken öğrencisini de götürdüğünü, hayatında yediği en lezzetli balığın  o gün öğretmeni ile yediği balık olduğunu söylemektedir.

Ev sahibi Emekli Öğretmen İbrahim Aydın onu, “ Sakin, gösterişsiz, sade giyimli başkalarına  saygı gösteren, değer veren, evine ve çocuklarına düşkün, görevini eksiksiz yapmaya çalışan, ülkemizin güncel konularına kafa yoran, birlikte bunları konuşabildiğim  iyi bir dosttu,”diye anlatıyor. Ev sahibi  ve komşularıyla çok iyi ilişkiler içindeki Gündüz Artan, birlikte çalıştığı kişilerle de arkadaş gibidir. Gülnar Ortaokulu’nun daha sonra Gülnar Lisesi’nin emektar hademesi Süleyman Öz, Gündüz Öğretmenin adını duyunca çok duygulandı, gözleri doldu. “Bana çok iyiliği dokundu, görevine düşkün, mükemmel bir öğretmen ve yöneticiydi, insan adamdı,” dedi.

Muhammet Erdoğan, “Derslerim çok iyiydi ama kekemeydim. Arkadaşlarım bana ‘Kesköse Muhammet’ derlerdi. Çünkü kesköse sözünü  zorlanarak söyleyebiliyordum.Bu durumuma çok üzülüyordum.Öğretmenimin haberi olmuş. Beni odasına çağırdı, konuşturdu. Açık havada yüksek sesle konuşma uygulaması yapmamı, böylece çok daha kolay konuşabileceğimi, üzülmememi söyledi. Gerçekten de ben, öğretmenimin uyarıları sayesinde kekemelikten kurtuldum,” diyor.

Emekli PTT Memuru Halim Cura, kardeşi ile  ilgili ilginç bir anısını anlattı. “Kardeşimin adı Abdil idi. Müdürümüz Gündüz Bey, onu yanına çağırmış, ilerde bu ad seni üzebilir, istersen adını değiştirebilirsin ,” diye uyarmıştı. Kardeşim de adını Abdullah olarak değiştirmişti.

Emekli Coğrafya Öğretmeni Mustafa İçtemen, lise son sınıfta astronomi dersinden takıntılı olduğu için bir yıl Gülnar’da kalmış. O yıllarda Gülnar’da lise yok. Gündüz Artan ile tanışması, ortaokul kütüphanesi ile buluşmasına ve dünya klasiklerini okumasına yol açmış.

Emekli Öğretmen  Recep Arıkan, “Değerli öğretmenim Gündüz Artan’ın güzel sanatlara ilgisi, araştırıcı kişiliği vardı. Bizleri de bu ruhla yetiştirdi. Bugün bile Mersin’in tarihi ve sosyal yapısı ile ilgili yazılarını ilgiyle okuyorum,” diyor.

Emekli Öğretmen Hatice Gökulu(Arıkan) “Uzun söze gerek yok Atatürk gibi bir kişiydi,” diyor.

Gülnar’da okuma oranı çok yüksek.1960  yılını düşündüğümüzde köyden gelen bu gençlerin, kendilerini ışıtan, yol gösteren, sevgi dolu, Atatürk aydınlanmacısı, örnek ve önder Gündüz Artan ile buluşmaları, onların aydın, aydınlık ve çağdaş olmalarını sağlamış. Halk arasında yaygın bir söz var. “Ön teker nereye giderse, arka teker oraya .” İşte öğretmenlerin öğretmeni, Gülnar’ın aydınlık geleceğinin mimarı olmuş o yıllarda. Teşekkürler sevgili öğretmenim. Bütün öğrencilerin  aynı duygularla ellerinden öpüyor, ben de… (Mersin’de Aydın Olmak, Etik Yayınları, 2005, Sayfa: 112)

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir