ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL KURUL ANKARA KONUŞMASI

Değerli Atatürk Dostları, sizleri saygıyla selamlıyorum.
Biz, ‘Atatürk İlke ve Devrimleri’ne bağlı yurtsever demokratlar, ülkemizin içinde bulunduğu durumu görüyor, bu karanlık gidişi kaygıyla izliyoruz. Peki, bu günlere nasıl geldik, nasıl evrildik? Ben kısa konuşmamda, kendini benim gibi Atatürkçü, halkçı, ulusçu, devrimci, yurtsever demokrat kimlikle tanımlayan kesim adına bir özeleştiri yapacağım…

Atatürkçü Düşünce Derneği

Genel Kurul Ankara

Baştan söyleyeyim, sevgili ülkem bugün karanlıkta, parçalanmanın eşiğindeyse bunda, hepimizin payı olduğunu düşünüyorum. Nasıl mı? Atatürk’ümüzün ilke ve devrimlerine karşı olan o karanlık zihniyet, 1950’lerden ve 12 Eylül 1980 askeri darbesinden bu yana özellikle kırsal bölgede, küçük yerleşim birimlerinde sinsice, `Kara böcüler gibi’ çalışırken, halkımıza dinsel ve etnik ayrışma tuzağı kurarken, bizler, çoğumuz bunu görmezden geldik, önemsemedik, tehlikeyi fark edemedik. Onlar, ekonomik özgürlüğü olmayan ev kadınlarıyla ibadet ve sohbet adı altında ev toplantıları düzenlerken bizler seyrettik. 2000’li yıllara geldiğimizde ise bu kadınların çoğu, Atatürk’e ve devrimlerine karşı, siyasi iktidarın birer militanı oldular ne yazık ki…

Atatürkçü Düşünce Derneği

Genel Kurulda Gazeteci Yazar Emin Çölaşan ile üyelerimiz

Onlar, Köy Enstitüleri modelinden esinlenerek küçücük yerleşim birimlerinde, pansiyonu olmayan orta öğretim öğrencilerinin barınacağı yatılı Kuran kursları ve pansiyonlar açarken bizler yalnızca seyretmeyi, eleştirmeyi yeğledik.
Üniversite sınavını kazanan öğrenciler, okul kaydı için gittiği kentin otogarında, tren istasyonlarında bu zihniyetin temsilcisi abla ve abiler tarafından karşılandı, yurtlara yerleştirilip korundu. Bizlerse evimizde bekledik, bekleyip onları seyrettik!
Ülkemizin geleceğiyle ilgili büyük tehlikeyi nedense göremedik!
Devlet ve toplum olarak, kadınlarımızın ekonomik özgürlüklerini kazanmaları, yoksul halk çocuklarının özgürce eğitim ve öğrenim yapmaları için yeterli çaba göstermedik. Sorunların çözümünü yalnızca devletten, bürokrasiden bekledik. En zeki öğrencilerimizin okuduğu Anadolu ve Fen Liselerinin niçin yatılı, pansiyonlu açılmadığını sorgulamadık. Üniversite öğrenci yurtlarının yetersizliğini umursamadık. Devlet yapmıyorsa, toplanalım biz yapalım, demedik. Güzel ülkemizi, Mustafa Kemal Atatürk’ün parmağıyla gösterdiği, “istiklal ve Cumhuriyetimize kastedecek olan” emperyalizm işbirlikçisi karanlık güçlere teslim ettik. Ekonomisi iyi olan aileler, çocuklarını özel okullara, özel yurtlara yerleştirdiler, yükü omuzlarından atıp bir kenara çekildiler. Yoksul aile çocukları ise kanadı kırık kuş gibi umarsız, karanlık güçlerin eline düştüler. O zihniyete tutsak ve militan oldular. Atatürk’ü dilinden düşürmeyen bizlerse, yalnızca eleştirmeyi, ayrışmayı, kendi aramızda kavga edip didişmeyi seçtik, seçmekteyiz.
Şimdilerde ise düşüncelerimizi dile getiren Sözcü, Cumhuriyet, Aydınlık, Yurt ve benzeri gazetelerde okuduklarımızı; Ulusal kanal, Fox, Halk TV. gibi görsel medyada dinleyip izlediklerimizi birbirimize anlatıyor, rahatlıyor, görevimizi yaptığımızı sanıyoruz!..
Değerli dostlar, ben gözlediğim gerçeklerden yalnızca küçük bir bölümünü paylaşmaya çalıştım sizlerle. Bir gerçek daha var: O da biz Atatürkçü yurtseverlerin, siyasi iktidarla bütünleşen o karanlık güçlere karşı sürdürdüğümüz mücadelenin en önemli aşamasında olduğumuzdur. Uzatmaları oynadığımız bu kavgayı kazanmak zorundayız. Bilinçli, bilgili, akıllı olmak; aramızdaki didişme ve ayrışmayı bırakıp güç birliği yapmak zorundayız. Umutlu olmak, umudumuzu diri, canlı tutmak zorundayız. Gezi Parkı Eyleminde ayağa kalkan, umudumuzu yeşerten gençlerimize, Soma Faciasında ayaklanan eli öpülesi işçilerimize, derelerine HES yaptırmamak için gösteri yapan kadınlarımıza, köylülerimize, Mersin ve Sinop’ta Nükleer Enerji yapımına karşı direnen duyarlı aydınlarımıza sahip ve arka çıkmalıyız. Çocuklarını dağa kaçıran silahlı PKK teröristlerine isyan bayrağı açan Kürt kökenli kadınlarımıza arka çıkmalıyız. Ülke gündeminde çok önemli bir yer tutan Cumhurbaşkanlığı seçimini unutmamalıyız. Birlikte, gece gündüz çalışmalıyız. Anımsatmak isterim: “Çok az bir zaman var önümüzde, sonrası koyu bir karanlık…” Birlikte ve çok çalışmalıyız. Atı alan Üsküdar’ı geçmeden elbet!..
Bu aşamada, ‘Mersin Atatürkçü Düşünce Derneği’ olarak biz neler yapmaktayız, onu da kısaca paylaşmak isterim sizlerle:
Derneğimiz haftanın her günü, sabahtan akşama değin açık olup Halkevi örneği çalışıyoruz. Halkla, ev kadınlarımızla, ortaöğretim ve üniversite öğrencilerimizle sürekli bağ kuruyoruz. Gönüllü öğretmenlerimiz, dershaneye gidemeyen ortaokul ve lise öğrencilerine ücretsiz kurs vermekteler. Yaz tatili döneminde de derneğimiz açık tutulacak, burada üyelerimize ve gençlerimize tiyatro, yaratıcı drama, satranç, serbest okuma, güzel resim- yazı, kentimizi ve değerlerimizi tanıyalım ve yoga kurslar açacağız. Şimdilerde, iletişim kurduğumuz mahalle muhtarları aracılığıyla halkımıza ulaşmakta, onlarla Atatürkçü Düşünce kapsamında bilgilendirme bilinçlendirme çalışması yapmaktayız. Yanı sıra derneğimizdeki etkinlikler, konferans ve söyleşiler aksamadan sürmektedir. Bu ortak çalışmamıza destek ve emek veren yönetim kurulu arkadaşlarıma, üyelerimize, gençlerimize, öğretmenlerimize ve Genel Merkezimize bir kez daha teşekkür ediyorum.
Başarılı bir genel kurul geçirmemizi diliyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Dinlediğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.

Not: 7 Haziran 2014 tarihinde Ankara’da Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Kurulundaki konuşma metni.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir