9. ULUSLARARASI ÇUKUROVA SANAT GÜNLERİ MERSİN AÇIŞ KONUŞMASI

Değerli Dostlar, Demokratik Kitle Örgütlerinin Değerli Temsilcileri, Değerli Basın Emekçileri,
Sizleri sevgi, saygı ve içtenlikle selamlıyorum.
Dün Adana’da 9.Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nin açılışını yaptık. Bugün Adana-Mersin- Antakya’da eş zamanlı etkinliklerimiz sürüyor. Sanata gönül veren güzel insanlarla birlikte olmanın mutluluğunu yaşıyoruz.
Mersin, denizi, doğası, çok kültürlü toplumsal yapısıyla örnek, kültür, sanat ve barış kentidir. Burada kendi yuvamızda,sizlerle üç günlük sanatsal bir yol yolculuğa çıkacağız.
Önceki yıllarda komşu ülke Suriye’nin de katıldığı uluslararası nitelikteki Çukurova Sanat Günleri, Ortadoğu’daki kirli savaş nedeniyle şimdi kanadı kırık bir kuş gibi kaldı… Emperyalizm, böl parçala yönet oyununu acımasızca oynuyor. Bölgenin tarihsel ve kültürel mirası yok olurken, geride ölüm, kan, gözyaşı bırakıyor… Evinden, yurdundan koparılan insanların dramı da yürek yakıyor. Dileğimiz bu topraklara, kalıcı barış tohumlarının atılması, özgürlük kuşlarının yeniden uçmasıdır…

9. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri-Adana

9. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri-Adana

Bu yılki Uluslararası Çukurova Sanat Günleri’nin teması ‘Sanat ve Toplumsallık’ olarak belirlendi. Sanat, demokrasi ile yönetilen özgür toplumlarda gelişir. Toplum baskılandıkça sanat geriler, körelir. Bunun en çarpıcı örneğini Ortadoğu’da görmekteyiz.
Suriye’den, Antakya’ya, Gaziantep’ten Adana ve Mersin’e kadar geniş bir alanın adıdır Çukurova. Çukurova, Anadolu’dur, dünyanın kalbidir. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın, antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’nın ilk ateşini Çukurova’da yakmış olması da, anlamlıdır.
Yüzyılardan beri sayısız kültürün yaşadığı, iz bıraktığı bu bereketli topraklar, yerelden ulusala, ulusaldan evrensele çok sayıda sanatçı var etmiştir. Bunun en güzel örneği yazar Yaşar Kemal’dir.

9. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri-Adana

9. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri-Adana

Yaşar Kemal dili, kültürü, bakışı, yurtseverliği, Atatürk sevgisiyle Anadolu’dur, olmasını istediğimiz Türkiye’dir. 9. Çukurova Sanat Ödülü kendisine, yazarlığının yanı sıra barışçılığı, bilgeliği, kucaklayıcılığı, hoşgörüsü, coşkusu, neşesi, insan sevgisinden dolayı verilmiştir.
Ülkelerin, yetiştirdiği evrensel nitelikteki sanatçı ve yazarlarının adlarıyla anıldığı bir gerçektir. Bu bağlamda, nasıl ki İspanya Cervantes, Rusya Tolstoy, Fransa Stendhall, Amerika Ştaynbek ile özdeşleşmişse; Türkiye de Yaşar Kemal’dir.
Henüz on dört yaşımda ilköğretmen okulu öğrencisiyken Teneke romanı ile tanımıştım Yaşar Kemal’i. Ardından İnce Memed, Orta Direk ve diğerleri… Okudukça, yeni yetme dünyamda her şey değişti. Yapıtlarında anlattığı Çukurova doğası, içinde büyüdüğüm yerdi. Çevreme onun gözüyle bakmaya başlamıştım artık. O yıllarda bana Yaşar Kemal’i okumamı öneren değerli öğretmenlerime teşekkür ediyorum. 1993’te kendisi ile Adana’da Orhan Kemal adına düzenlenen Altın Koza Kültür, Sanat ve Film Festivalinde tanışıp konuşmam ayrı bir mutluluk kaynağı olmuştur.
Yıllar sonra yazınımızın çınarı Yaşar Kemal’e kendi toprağı Adana’da 9. Çukurova Sanat ödülünü vereceğimizi, nereden bilebilirdim? Değerli yazarımız hayattayken, bunun son ödülü olacağını, bu arada kendisini kaybedeceğimizi buruk, üzgün ilk anmasını yapacağımızı… Çukurova’sının onsuz öksüz, boynu bükük kalacağını… Keşke aramızda olabilseydi…

9. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri-Mersin

9. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri-Mersin

Değerli Dostlar, dilerseniz onun yaşam öyküsü, düşünce ve yapıtları arasında kısa bir gezinti yapalım.
Arkadaşlarıyla komşu köye gidip gelerek bitirdiği ilkokuldan sonra ekonomik nedenlerle ortaokulu ikinci sınıfta bırakmak zorunda kalarak hayat okulunda pişirir kendini.
Ankara’da birkaç gün kaldığı Abidin Dino ile eşi Güzin Dino’nun İstanbul’a gitmesi için Yaşar Kemal’e verdiği para suyunu çekince bir süredir kaldığı otelden, Gülhane Parkındaki gazete kâğıtlarından oluşturduğu döşeğe terfi eder. İleriki yıllarda Fransa’dan gazeteciler kendisiyle söyleşi yapmaya geldiklerinde Gülhane Parkındaki evini onlara gösterince burasının manzarasını, yaşlı, görkemli ağaçlarını, çiçeklerini pek beğenip, ne kadar talihli olduğunu dile getirirler…
İlkelerinden ödün vermediği için 1963-1965 yılları arasında yolsuz, susuz bir evde eşi Thilda ile yaşamak zorunda kalırlar. Ona göre,‘ Sömürüyü görmezden gelen, anlatmayan yazar değil, insan bile olamaz.’
Yaşar Kemal, çocukluğundaki yerel konuşma diliyle, kısacık eğitimi sırasında öğrendiği yazı dilini harmanlayıp, Çukurova’nın canlı, çok zengin Türkçesiyle birleştirmiş, özgün, destansı bir dil var etmiştir. Böyleyken, o eski destancıların ustalığının yanına bile yaklaşamadığını söylemesi, onun alçakgönüllülüğünün bir göstergesidir.
Sırası gelmişken, Türkçeyi küçümseyen Osmanlıca özlemcilerine Yaşar Kemal’in yapıtlarını okumalarını öneririm.
“Bir ülke diliyle, tarihiyle insan olur. M. Kemal bizi Anadolu’nun diline kültürüne yönlendirmiş insandır. Cahildi bizim yöneticilerimiz. Mustafa Kemal’i anlamadılar,” demektedir.
Ayrıca “Batı kültürünü özümsemek başka, batı kültürünün maymunu olmak başka. Biz iki yüz yıldır batıya öykünüyoruz. Bunun için de yaratamıyoruz,” diyerek M. Kemal çağında kendimize, kültürümüze dönmeye başladığımızı, sonradan kültüre ve temelimize yeniden sırtımızı döndüğümüzü, söyler.
İlk romanı İnce Memed, özgün dilinin yanı sıra, Türkiye’deki feodal düzenin son bulduğunu belgeleyen bir yapıt olması yönünden önemlidir. Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde romanı da, ülkemizin sanayileşme sürecine geçişinin bir anlatısı olup İnce Meded’I tamamlayan bir baş yapıttır.
Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilen, siyasi nedenlerle verilmeyen bilge çınarımız, yazar olarak özellikle Fransa, İngiltere, Amerika ve Skandinavya’da iyi karşılandığını, bu kadar aşırı övgüye layık bir yazar mıyım diye düşündüğünü, belirtir. Gene de yazarlık profilinin gerçeğe yakın çizildiğini hiç sanmaz. Bu da ona göre bir yazar için mutsuzluktur. ‘Romanda ne yapmak istediğimin, neler yaptığımın iyi ya da kötü üstünde hiç durmadılar, getirdiklerimi hep kulak arkası ettiler,’ diyerek hayıflanır.
Değerli dostlar, izninizle burada bir eleştirimi de paylaşmak isterim. Barış ve kültür elçisi olarak dışarda ülkemizi en iyi tanıtan Nazım Hikmet gibi Yaşar Kemal’e de, ülkemizdeki siyasi yönetimlerin, gereken değeri vermediğini, acı çektirdiğini söylemeliyim. Ancak, yapılan bu yanlışlığın, onlardaki yurtseverliği, insan sevgisini silemediğini de belirtmeliyim.
Ülkemizde yazarların üzerindeki baskıyı kendi yorumuyla aktarmak isterim.
Doğu Anadolu’da koyun sürülerine, aç kurtlar saldırır, yalnız bir koyunu götürmekle kalmaz, tüm sürüyü dişler, yaralar, parçalar, öyle kaçarmış. Bu koyunlar iflah olmaz, mutlaka ölürlermiş. Bunun üzerine köylüler kurtların ardına düşer, yakaladıkları kurtları öldürmezlermiş; ama kopmaz bir kirişle kurtların boğazına bir zil takıp bırakırlarmış. Hiçbir canlıya zarar veremeyen kurtlar, sonunda aç kalıp ölürlermiş.
İşte Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri de bu kurt metodunu köylülerden öğrenmiş, hoşuna gitmeyen her insanın boynuna bir zil takıp bırakıyor bozkıra. Kendisinin ve arkadaşlarının boynunda hep zil olduğunu söylüyor Yaşar Kemal. Aslında yazılacak romanın bu konuyu işlemesi gerektiğini, ama korkusundan yazamadığını belirtiyor büyük çınar.
Yapıtlarını Türkçe yazdığı için bazı Kürtler tarafından, Kürt kökenli yazar olduğu için zaman zaman Türkler tarafından dışlanan Yaşar Kemal, bu bağnaz, ayrılıkçı suçlamaları üstüne almadı. Çünkü o, önce insan diyen, emekten yana bilinçli bir sosyalistti.
Sanat, savaşı değil barışı, öldürmeyi değil yaşatmayı, ayrıştırmayı değil kucaklamayı amaçladığı içindir ki, bilge çınarımız Yaşar Kemal’in ölümü, Anadolu’yu, ülkemizin her yöresinden insanları buluşturdu, birleştirdi.
Bu yıl 9. sunu düzenlediğimiz Çukurova Sanat Günleri, sanatın, barış ve umudun çiçek açtığı bir buluşmadır. Bu buluşmayı onurlandıran sanatçılara, şair ve yazarlara; katkı veren kuruluşlara ve siz değerli sanat dostlarına çok teşekkür ederim.
Konuşmamı, barış elçisi Anadolu çağlayanı Yaşar Kemal’in sözleriyle noktalamak istiyorum.
‘Umut, düş gücünün yarattığı ve insanoğlunun sahip olduğu en büyük değerlerden biridir, insan umut olmadan yaşayamaz…’ Bu duygularla sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Not: 19 Mart 2015’te Mersin’de başlayan 9. Uluslararası Çukurova Sanat Günleri açış konuşması metni.

Not: Bu konuşma, başlangıcı Adana’ya yönelik değiştirilerek 18 Mart 2015’te Adana Uluslararası Çukurova Sanat Günleri Açılışında da yapıldı.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir