Download!Download Point responsive WP Theme for FREE!

12 EYLÜL YARGILANMALI AMA…

Darbelere karşı olduğumu, 1982 Anayasa referandumuna da ‘hayır’ oyu verdiğimi belirterek yazıma başlamak istiyorum.

12 Eylül’ün yargılanması haberlerini gazetelerde okuyup televizyonlarda izlerken 1977-1980 yıllarında yaşadığım, tanık olduğum olayların bazılarını anımsadım. 12 Eylül 1980 askeri darbesine uzanan günleri…

1977 Kanlı 1 Mayıs, Bahçelievler katliamı, Kahramanmaraş, Çorum olayları… Grevler, üniversitelerde gençlerin çatışması, üniversitelerde hatta liselerde derslerin yapılamayışı… Yoksul halk çocuklarının sağ-sol görüşlü kutuplara ayrılması ve birbirine düşürülmesi… Ülkede can güvenliğinin, huzurun yok olması… Bombalamalar, kurtarılmış bölgeler… Sürgünler, kıyımlar, fişlemeler… Aynı ailenin çocuklarının, düşman kardeş olmaları, yakın akrabaların birbirlerini can düşmanı olarak görmeleri, ilçelerde bile kahvehanelerin, dükkânların ‘bizden’, ‘bizden değil’ biçiminde ayrılması… Günün her saati radyo ve televizyondan, yurdun her köşesinde taranan kahvehane haberlerini duyuşumuz, gazetelerde okuyuşumuz… Şimdiki şehit cenazeleri gibi terör yüzünden öldürülenlerin cenaze törenlerini yüreğimiz yanarak izleyişimiz… Can güvenliği olmadan yaşanan, yaşanamayan yıllar… Görünmeyen iç ve dış güçlerin etkisiyle milletçe bir oyuna getirilişimiz, bizi birbirimize düşüren bu oyunu bir türlü anlatamayışımız…

Uzlaşmayan, uzlaşmak istemeyen siyasi liderler, onların gençleri kışkırtan demeç ve söylevleri… Aylarca cumhurbaşkanının seçilemeyişi… Hangi partiden olursa olsun, yöre milletvekillerinin kendi aralarında anlaşmaları ve onların yakınlarının her konuda kayrılması, sürgünlerden, kıyımlardan korunmaları…

35 yıl öncesine gittim birden. O sırada Gülnar Lisesi’nde Türkçe öğretmeni olarak çalışıyordum. Mersin’in ilçeleri içinde okumaya en fazla önem veren bir ilçedir Gülnar. Oraya yeni mezun öğretmenler ve sürgünler gönderilir çoğunlukla. Öğretmen arkadaşlarımın öğrencilerini yetiştirmek için çabalarına, canla başla çalışmalarına tanık oluyordum çokça. Bu öğretmenler, dersanesi olmayan bu yerleşimde, okulda öğrettikleriyle üniversite sınavı kazandırıyorlardı öğrencilerine. Ama öğretmenlerin bu çabaları önemsiz kalıyor; düşüncelerinden dolayı ‘bizden değil’ denilerek onlar sürgüne gönderiliyor; stajyerlikleri kaldırılmayarak cezalandırılıyordu. ‘Bizden olmayan öğretmen sürülsün, dersler boş geçse de olur’ mantığı işliyordu. Bu bakış tüm kamu kurum ve kuruluşlarında geçerliydi o yıllarda. Herkes sürgünde olduğundan, devlet dairelerinde iş yapacak görevli bulamazdınız. Bizden olursanız sürülmezdiniz…

Derken Gülnar Lisesi’nde sağ ve sol görüşlü öğrencilerin çatışmaları, cam, çerçeve ve kapıların kırılması; hızını alamayan, öfkesi dinmeyen gençlerin sokaklarda birbirini kovalayışı… Bu nedenle haftanın birçok günü ders yerine kavga ayırmak zorunda kalan biz öğretmenler… Yanlarında ders kitabı, araç ve gereçleri bulunması gereken öğrencilerin, ceplerinden çantalarından bıçak, sustalı, muşta. vb. bulduğumuz günler… Lisenin kapısında nöbet tutan polisler…
Öğrencilerin, dersine girdiği öğretmenin siyasi düşüncesine göre defter ya da kitaplarına siyasi simgeler yapıştırması, yazması… Bütünleme sınavları (ders geçme sınavı) sırasında, kendi görüşünden olan öğrenciler için belli merkezlerde doldurulmuş sınav kâğıtlarının pencerelerden sınıflara sokulmaya çalışılmasına okul yönetimini göz yumması… İktidardaki çapsız siyasi parti ilçe başkanlarının ve yerel yönetimin lisede baskı unsuru oluşturması…

Bu fırtınadan benim de payıma düşeni alışım. 1980 Nisanında diğerleri gibi hiç soruşturma geçirmeden “Bakanlık mucibi” olarak Burdur’un Ağlasun İlçesi’nin Çanaklı Köyü’ne sürülüşüm. Okul yönetiminin ve mülki idarenin ilişiğimi, öğretim yılı bitmeden hemen kesmem konusunda ısrarlı ve baskıcı davranışları… Amaç öğrencilerin iyi yetiştirilmesi değildi. Tarafsız ve ilkeli öğretmenliğimden rahatsızdı okul yönetimi. Hastalandığım halde doktora sevk kâğıdı alamayışım, noter kanalıyla doktora gittiğimi belgelemek zorunda kalışım… Danıştay’a açtığım davanın bir türlü sonuçlanmayışı…

İlkokula giden iki çocuğumu Gülnar’da eşime bırakarak kardeşimle birlikte Burdur’a gidip gelmelerim… Sayıştay vizeli kararnamem Burdur il emrine gönderilmediği için aylıklarımı alamayışım… 1980-1981 öğretim yılının başlamasına çok kısa süre kalışı, yuvamı, çocuklarımı nasıl, kime bırakarak gidip Çanaklı Köyü Ortaokulu’nda Türkçe öğretmenliği yapacağımı kara kara düşünüşüm… Ardından 12 Eylül Askeri Darbesi…

Halkın yürekten bir oh çekmesi, alkışlaması… Yukarda anlattığım olayların bıçakla kesilmiş gibi son bulması… Anaların, eşlerin sabah evinden gönderdiği çocuğunun, ya da eşinin akşam eve sağ geleceğini düşünerek huzur bulması… Ülkede güven ortamının sağlanması…

Askeri cuntanın, sürgünler nedeniyle parçalanmış aileleri birleştirme kararı… Binlerce sürgünün eski görev yerlerine dönüşü; benim de yeniden ailemin yanına Gülnar Lisesine gelişim…

12 Eylül Askeri Darbesi’nin suçlusu iki general mi sizce? Demokrasinin ana ilkeleri olan karşıt görüşe saygıyı, eşitliği, insan haklarını yok sayan; ülkemiz kan gölüne dönerken siyasi hırsları, kinleri nedeniyle halkın birbirine düşmesine yıllarca seyirci kalan siyasetçilerin hiç mi suçu yok? MC hükümetlerinin güçlü ayağı Adalet Partisi, ana muhalefet partisi CHP; MC hükümetinin payandaları MHP ve MSP; bunların genel başkanları, özellikle de ‘Bana sağcılar suç işledi dedirtemezsiniz’ diyen başbakan, sonraki yıllarda Cumhurbaşkanı olan, siyasetin duayeni hiç sorumlu değiller mi? Darbe yapılmasına zemin hazırlayanlar, azmettirenler çok mu masum?

12 Eylül Askeri darbesi yapıldığında alkışlayan, destekleyen bu halkın, 1982 anayasasını ve Kenan Evren’in Cumhurbaşkanı seçilmesini %92 oyla onaylamasına ne demeli?

O günün koşullarında herkesin onayladığı darbenin sonrasında yapılanlar yargılanmalı, yapanların hepsinden hesap sorulmalı bence. Cezaevlerindeki işkenceleri, zulümleri yapanlar nerede? Gencecik fidanlara idam kararını verenler kimlerdi? Doksan yaşını aşmış iki general mi suçlu sadece? Kraldan fazla kralcı geçinenler de yargı önüne çıkarılmalı.

Sahi, 12 Eylül anayasasına kimler ‘evet’ oyu vermişti? Bugün yaşadıklarımızın, yapılanların savunulacak bir yanı var mı peki? (Mersin imece Gazetesi, 14 Nisan 2012, Yıl: 12, S: 2926, s: 7)

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir